Alerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2011 Perşembe

Çeki düzen, zor düzen, güzel düzen

Yaklaşık 3-4 hafta oldu heralde, marketten temizik maddesi, tuvalet kağıdı, çöp torbası ve benzerleri dışında alışveriş yapmamaya çalışıyoruz.
Bu kuralı karışık ekmek unu almak ve organik soya sütünü denemek için bozdum geçenlerde. Bir de Arda için mısır unundan yapılmış makarna almak için kullanıyorum marketi.
Onun haricinde sebze, meyve, yumurta ve geçen haftaya kadar da sütü Pınar Hanım' dan sipariş verdik.
Hafta başı Arda için pişirdiğim bir bütün ekmeği olduğu gibi kreşe yollamaya başladım.
Dolapta saklayıp ısıtarak veriyorlar, böylece sabah kahvaltılarında yaptıkları yumurtalı ekmek vs gibi şeylerde Arda' nın ekmeği hazır oluyor. Bunun sonucu baktım ki ekmek atmıyoruz artık.
Evde tutup, dilim dilim gönderirken bayatlatıp atıyorduk basbayağı yada buzluğa atıyordum köftede kullanmak için bu sefer buzluk ekmekten geçilmiyordu.
Sebzeyi Pınar Hanım' dan sipariş edip marketten almamak için çaba göstermenin bir güzel yanı daha oldu, daha az yemek israf etmeye başladık. Oradan gelen sebzeleri çabucak tüketmek gerekiyor. Marketten ve pazardan aldıklarınız kadar uzun süre durmuyorlar dolapta. Az az almaya, sebzelikte kalanları farkında olmadan takip etmeye ve siparişlerimizi ona göre vermeye başladık.
Dün akşam da yine Arda için poğaça yapıp okula göndermem gerekiyordu. Açıkçası içine koymak için patates haşlamaya filan da üşendim , dolaptaki kötü olmasına ramak kalmış bütün otları topladım bir araya, maydanoz, dereotu, nane, ne varsa işte, hatta az biraz ısırgan, biraz da peynir, çok acayip bir poğaca içi oldu.
Zaten poğaçaların kendi acayip. Mısır unu, yulaf unu ve taa bir zamanlar çok azcık sipariş edebildiğim soya unundan kalanı karıştırınca rengi kahverengiye çalan , kıyır kıyır bir hamur oluyor. Hah dedim bu içi de koyunca artık yenmez yutulmaz birşey olur.
Umduğumdan çok daha güzel oldular. Pişince ben bir tane yedim. Sabah da her ihtimale karşı Arda' ya tattırdım. Baktım gerisini arıyor, olduğu gibi gönderdim hepsini okula.
Azcık uğraşınca, tembellik etmeyince oluyormuş meğer, uğraşmaktan öte alışkanlık edinmek için çaba gerekiyormuş. Çalışan ve evde temizlik haricinde yardımcısı olmayan bizim gibi bir aile için zor bir düzen aslında bu ama olağanüstü birşey de değil. Şimdiye kadar çoktan yapmamız gerekeni yapıyoruz sadece, tembellikten yapamadığımızı..
Bir de diyorum şu buğdaysız tarifleri hafiften bir köşelere yazsam mı?
Mecburiyet yaratıcılık getiriyor, ama yazmayınca benim her bir kek, börek, çörek birbirinden farklı oluyor :)

Paylaş

7 Ocak 2011 Cuma

35 dakikada mutfaktan ne çıkar

Dün akşam, vakit kazanmam lazımdı.
İlk hamle, ertesi akşam biz ne yeriz sorusunu akıldan silmek oldu :) Yesek de olur yemesek de, zaten akşam yemeği benim için olmasa da olur bir öğün.
Peki Arda ne yiyecek?
Dolapta olanlar belli, kırmızı etli biber ve pırasa..Her ikisi de pek çabuk pişer diye sevinirken gözüm Arda' nın okul yemek listesine takıldı. Piramit pasta.! Piramit pasta mı??
Zaten burnu bir çeşme olmuş akan çocuğa mümkün değil bisküvi yediremem. Akşam akşam ne ile yaparım ben piramit pastayı ? Saat olmuş 9, Çağlar yok hani desem ki git bi koşu şunu bunu al. O ihtimal de yok.
Bir hız biberler , bir adet havuç ve patatesi buharda pişmeye bırakıp buzluğun içine daldım.
Annem aklı ile bin yaşasın ki daha önceden fazla pişirdiğim mısır unlu kurabiyeleri buzluğa koy demişti. Onlar çıktı ortaya. Buzluktan sonra bir de erzak dolabını deştim, pirinç unu yok ama hazır çikolatalı muhallebi var. Daha önce zor zamanlar için her bir hazır supangle, muhallebi , sütlü tatlı paketlerinin arkasını okumuş içinde buğday olmayanları çıkarmıştım. Supanglede un var, muhallebi de yok haberiniz olsun :) Muhallebi paketinin yarısını az süt ile çok iyi pişirip içine de mısır unlu kurabiyeleri ufaladık mı buyrun size bir porsiyonluk minik piramit pasta.
Buharda pişen biber, patates ve havuca, zeytinyağında çevrilip öldürülen bir adet pırasayı ekler, blenderdan geçirirseniz buyrun bu da size uydurma çorba, üstelik bol sebzeli. Et suyu yada tavuk suyu ile kıvamını seyreltmek de seçenekler arasında.
Bütün bunlar dahiyane mi? Tabii ki değil . Ama saat kaç olmuş? 9.35!
Bana da , kırmızı etli biberin her türlüsünü yalana yalana yiyen oğluma da yeter :)

Paylaş

19 Kasım 2010 Cuma

Gezme tozma hakkımız 3 günmüş, şimdi evde yayılma zamanı

Atina' dan döndüğümün ertesi günü apar topar hazırlanıp yola çıktık, çook zamandır beklenen uzun bayram tatili bizi annelere götürecekti. Öyle yorgun öyle halsizdim ki tek isteğim Arda babane ve dedeyle coşarken az biraz uyuyabilmekti..
Cumartesi-Pazar- Pazartesi.. Bu kadarmış bana tatil..
Pazartesi akşamı Arda ateşlendi. Çok durmadım üzerinde malum burun tıkanınca arkasından ateş gelebiliyor bizde. E okullu da oldu artık, kapmıştır bir şey normaldir, şimdiye kadar nasıl atlattıysak bu da geçer gider hem ohh babane var,dede var, baba var, eee ben de varım çok zorlanmadan geçiririz dedim içimden.
Arda ateşlendiğinde yükseliyor ateşi, öğrendik artık, bir tepe noktası yapıyor, sonra biraz sabırla düşüyor ama bu dereceleri pek görmemiştik.
Bu sefer bir anda 39,5 u gördük, ilk gece öyle geçti. 39 a anca düştü, daha da inmedi.
Salı günü akşamına kadar da 39- 39,5 arasında dolandı durdu. Salı akşamı doktorunu aradım çünkü 39,5 u görünce artık kendi de rahatsız olup ağlamaya başlıyordu. Eğer titremiyorsa ve ağlamıyorsa düşürmeyin ateşini ama madem ağlıyor o zaman önce mekanik yollarla olmazsa ilaçla düşürebilirsiniz dedi. Duş, ıslak mendiller hiç biri kar etmedi. Ateş düşürücü anca 38,5 a düşürdü daha da öteye gidemedi.
Çarşamba akşamına kadar aynı seyirle devam edince, Perşembe günü bir doktora gözükün beni arayın dedi doktorumuz. Gelin görün ki bayram günü Karabük' te doktor bulmak mümkün değil, hastanenin telefonun açılmaması da ayrı bir ilginçlikti.
Perşembe sabahı çabucak toparlanıp İstanbul' a yola çıktık. Normalde 3 gün müdahelesiz bir şekilde ateşe göğüs gererken, oldukça sakin ve rahat olan doktorumuzun istanbul dışındayım siz bir doktora gözükün ve beni arayın demesi bizi de tedirgin etmişti.
Perşembe akşam üstü doktor kontrolüne girerken ateş ilaçsız müdahelesiz 38'e düşmüştü. Yine de boğazının görüntüsünden huylanan doktor amca boğaz kültürü istedi, kültür sonucu Pazartesi çıkacak ama bir gün daha ateş düşmezse bu antibiyotiği kullanma hakında telefonlaşalım dedi.
Kendi doktorumuz, yine aynı akşam, strep test yapan bir yer bulun, bir günde sonuç alır pazartesiyi beklemeyiz dedi. Dedi demesine ama 2,5 gün hepimizi hayalete döndüren o ateş o akşam düştü ve bir daha da çıkmadı..Bu arada koskoca İstanbul'da laboratuarların bayram boyunca kapalı olduğunu biliyor muydunuz?
Sonuç evimizdeyiz, Pazartesi Salı ve Çarşamba günlerinde gün ve gece boyu yatağa yatmayı reddedip kucağımda uyuyan Arda, zaten benim enerjimi alıp götürmüştü. Ateşin düşmesi ile kucak sendromu yerini yalandan ağlamalara, ağlayacak ve itiraz edecek bir şey bulamayınca bulana kadar cozurdama sendromuna bıraktı. Klasik hastalık sonrası huy değiştiren çocuk görüntüsü çizmekte beyimiz..
Şikayetçi değilim, yoruldum, yorulduk ve hatta babane dede dahil bittik diyebilirim..Benim oturmaktan popom düzleşti 3 gün boyunca, Çağlar bana eşlik etmeye çalışmaktan bitik, babane dede ise üzüntüden ve bizi anlayamamaktan yorgun.
Ama bir kere daha test ederek gördük ki ateş delirse de 3 gün beklemek gerekiyormuş, etrafta hala antibiyotik vermeden önce boğaz kültürü yapan doktorlar varmış, çocuğumun hastalandığına değil huyunun değiştiğine yanarım diyen atalarımız ne de doğru demiş..

8 Kasım 2010 Pazartesi

Buğdaysız Yaşamak

Yaklaşık 10 ay önce, Arda' nın bitmek bilmez burun tıkanıklıklarına çare ararken, burnunun buğday yüzünden tıkandığını öğrendik.  Çare buğdaysız beslenmekti , iyi hoş da ne çok şeyin içinde varmış bu buğday..
Ekmek hallettiğimiz en kolay kalemdi, zaten çok da ekmek yemiyordu Arda, evde çavdar,yulaf unu ve mısır unu ile yaptık hala da yapıyoruz. İyi mısır unu , saf yulaf unu bulma çabaları ise bence başlı başına bir konu , hiç girmiyorum o detaya şimdilik..
Ama ekmekle bitecek gibi değildi. Makarna, bulgur, akla gelebilecek her türlü hamur işi, biskuvi, şehriye, erişte, kuskus, irmik bunların hepsini diyetten çıkarmak gerekti ve Arda evde iken herşey çok daha kolaydı.
Zaten sebze meyve ağırlıklı beslenen bir çocuktu, Öğünlerimizin yanında makarna pilav pek olmuyordu. Kek, börek yemese de olurdu, bisküvi çikolata da öyle ama gelin görün ki Arda yuvaya başlayınca işler değişti.
Aylık yemek listesini önümüze alıp, yiyip yiyemeyeceklerini çıkarmak, yiyemeyeceği kalemlerin yerine , ona uygun olanlarını yapıp göndermek gibi bir durum oluştu.
Hadi bunu da yemesin diyemiyoruz, çünkü yemekle arası çok iyi, gördüğünü istiyor, hal böyle olunca okulda biri yesin biri baksın olmuyor.
Nitekim zorluklar insanı yaratıcı yapıyor.
Bulgur pilavının yerine koyabileceğim bir şey olmadığından bol domatesli pilavla işe başladım. Erişte çıktığı günlerde baktık ki yerine hiç bir şey bulamıyoruz, babanenin önüne koyduk %100 çavdar unlarını, bir erişte deneyiver dedik ki şahane erişteler çıktı ortaya ve hatta mantılar.
Makarna da zor kalemlerden biriydi. Glutensiz ürünleri vermek istemedik, çünkü biz çölyak değildik ve bu ürünler çocuğa verilir mi bilemedik. Aradık taradık %100 mısır unu ve su dan olusan bir makarnaya sonunda ulaştık.
Asıl problem ikindi öğünlerinde karşımıza çıktı, ayın 15 günü meyve , yoğurt yada Arda' nın yiyebileceği ara öğün çıkıyorsa, geri kalan günlerde kurabiye, kek, börek, helva gibi yiyecekler çıkıyordu.
Şimdilik mısır unu, yulaf unu ve çavdar unu kullanarak kek ve kurabiye yapmayı başarmış durumdayım, hatta doğumgününde Arda yiyebilsin diye yaptığım mısır unlu kurabiyelerden bugün piramit pasta yapıp gönderdim, gururluyum :))
Çözemediğim börek, irmikli yiyecekler ve hemen hemen iki ayda bir çıkan pizza oldu ki allahtan alerjimiz o kadar yoğun değil, yani ara kaçamakları tolere edebiliyoruz.
Yine de zormuş buğdaysız yaşamak, yaptıklarımız mucizevi yaratıcılıklar olmasa da, mutfakta harikalar yaratan biri olamadığımdan, benim ölçülerimde kendi kendime sevinmeme yetiyor.
Şimdi başka bir nokta daha var çözümlemem gereken, evde şimdiye kadar makarna kek, çörek , börek yemeyen oğlumun hafiften çıkmaya başlayan göbeği ..
Bu sabah tabağına koyulandan fazlasını istese de vermeyin diyerek, sanırım anaokulunun tarihinde bir ilk oldum. Suratıma deli bu kadın der gibi baktılar bir kaç saniye için,,

Paylaş

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails