5 Ocak 2011 Çarşamba

Anormal değil mi sizce de? Yoksa ben mi anormalim?

Sabahın kör vakti ofiste ilk duyduğum sohbet, bir arkadaşımın yarım günlük kadın arayışı oldu. Bizim ofiste bu sohbetler bitmez, biri başlar sonuna yenisi eklenir..
Kadın çalışanı bol olan bir iş yeri benimkisi.  Herkes kadın, herkes anne neredeyse.. Her birimizin kurduğu başka düzenler var. Biribirimizden örnek aldıklarımız, ders çıkardıklarımız da çok oluyor hal böyle olunca.
Kiminin çocuğu küçük, kiminin büyük, kimi annesinin dizinin dibinde, kimi yapayalnız. Kimi tapıyor yardımcısına, kimi asla mutlu , memnun olmuyor. Kimi oluruna bırakmış, kimi mükemmelden vazgeçemediği için hep yorgun..
Ve hepsinin nedeni bence büyük şehirlerdeki bu anormal yaşam düzeni.
Sabahın erken saatlerinde çoluk çocuk sokağa dökülüp, kısacık mesafeleri hakkından çok daha uzun sürelerde kat ederek ofislerine, okullarına ulaşan, akşam aynı kaos içinde yollara dökülen, evlerine ulaştıktan sonra da koşturmacası bitmeyen şehir insanlarının yaşadığı, bir parçası olduğum bu düzeni anormal buluyorum.
Günün azımsanmayacak kadar çok bölümü yollarda geçiyor. Çocuk sahibi olmadan önce zaman yönetimi bu kadar hayati değilken, insan ne kadar çok zamanını boşa ve bir hiç uğruna yorularak geçirdiğini anlayamıyor. Araba kullanarak , ya da her hangi bir taşıtın içinde trafikte geçirdiğimiz zamana çok ama çok acıyorum.
Sadece o süreyi toplasam ve günümün diğer bölümlerine eklesem, yapamadığım pek çok şeyi yapabileceğimi farkediyorum.
Öte yandan  bir günün içinde kendimize ayırmamız gereken ve yetecek olan belki sadece bir yarım saat ama bazen o bile lüks kalıyor ya, aklım almıyor bunu.
Tüm bunları çocuğa endekslemek istemiyorum. Tabii ki çocuk büyütmek, ona vakit ayırmak, çalışan anne / baba olmak kolay değil. Ama çalışan anne / baba olmayı zor yapan biraz da bu kocaman şehirlerin bize dayattığı hızlı yaşam düzeni. Yetişilmeye çalışılan yerler, mesai saatleri, minicik bir alışveriş için bile kocaman kalabalıklara girmek zorunda olmak, oralarda vakit kaybetmek..
İşten çıkıp uçarak geliyorum eve. Çocuğumla geçireceğim vakit çok kısıtlı ve kıymetli çünkü. Üzerimi bile değiştiremeden, yemek yemeden onun uyku saatine kadar oyun oynadığım akşamlar oluyor. Keza Çağlar da öyle. Hem onun hem bizim ihtiyacımız var buna. Şikayetim buna değil asla..
Benim aklımın almadığı , kabullenemediğim nokta dayatılmış bir koşturmaca içinde yaşıyor olmak.
Çalışıyoruz, kazanıyoruz , peki kazandığımızı ne yapıyoruz?
Birileri evimizi temizlesin, yemeğimizi yapsın, çocuğumuza baksın yada okuldan döndüğünde karşılasın diye harcıyoruz. Şanslı isek  tüm bunları bizim için yapan kişilerle bir uyum içine giriyor, aklımızı geride bırakmadan evimizi, düzenimizi teslim edip çıkıp gidebiliyoruz. Yok şansımız yaver gitmedi ise bu sefer herkesi ayrı ayrı kontrol etmek zorunda kalıyoruz. Ne pişecek, evde ne yapılacak, çocuk kaçta gelecek, ne giyecek ne yiyecek, hepsini tek tek düşünüp, planlayıp bir de bir başkasına anlatmak, doğru anladığına emin olmak gerekiyor.
Paramız karşılığında yine yoruluyoruz. Hem de bu yorgunluk öyle bedensel yorgunluğa da benzemiyor. Ruhumuz , beynimiz yoruluyor. Bir gün, sadece bir gün hatırlatmayı unuttuğumuz, not bırakmadığınız bir konu, ne kadar önemli olursa olsun, es geçilmiş oluyor, bunun yükü de biniyor omuzlarımıza.
Bazılarımız organize etmekle uğraşacağıma kendim yaparım deyip başka bir yol seçiyor. Kendinden çalıp yemek yapıyor, ev temizliyor yada çalışmaktan vazgeçtiği bir yol tutturuyor.
Çalışmanın karşılığı elbette sadece para değil.
Sosyal statüler, kariyer sahibi olmanın getirileri, iş hayatında olmanın sağladığı çevre, arkadaşlar, hızlı bilgi akışı, başkaları ile artan paylaşımlar ve bunlardan kazanılan deneyimler, öğretiler, dünyaya daha bir bağlı olmak biraz da..
Halbuki bu kadar zor olmamalı yaşam dengesini kurmak. Makul saatlerde ulaşılabilen ofisler, makul saatlerde biten mesailer ve ufak bir destekle aslında çok daha kaliteli yaşamak mümkün olabilmeli. Mükemmeli istemiyorum, daha insanca olanı, daha orta karar olanı istiyorum sadece.
Hani diyeceksiniz ki sen de ne yardan ne serden vazgeçiyorsun. Ama öyle değil işte..
Bahsettiğim şey ya çalış ya evde otur kararı değil.
Bahsettiğim şey çalışırken aslında bizi yoran ve yıpratanın büyük şehrin kaosu, iş yerlerinin çalışanı bir insan olarak değerlendirmemesi olduğu.
Yaşamak için mi çalışıyoruz yoksa çalışmak için mi yaşıyoruz?
Bunun cevabını hiç unutmamak gerekiyor.
Çünkü bu anormal düzen unutturuyor..

Paylaş

4 yorum:

Doğa'nın Maması dedi ki...

bence anonormal olan düzen mi desem hayat şartlarımı desem çalışmak zorunda olan anneler için adalet mi desem bilemedim.. ama bildiğim bunların anormal olduğu...

elif ada dedi ki...

Öyle güzel yazmışsın ki Zeynep. Ben de anormal buluyorum içinde yaşamak zorunda bırakıldığımız düzeni. Ben, çalıştığım yere çok yakın bir yerden ev aldım. Sırf yakın olabilmek için hala onun kredisini ödüyorum. Trafikte saatler harcamadığım için şanslı olduğumu biliyorum. Yine de yetmiyor bir türlü zaman. Çünkü çocuk büyütmek için iki kişiden fazlası gerekiyor. Eskiden kocaman bir aile içinde büyürmüşy çocuklar. Ve çok daha mutlu olurlarmış. Şimdi sadece anne-baba, kapalı bir düzende yetişiyorlar. Çok azının kardeşi var. Arkadaşları ise mahallede falan değil, gittikleri kreşte buluyorlar. Ne yazık ki tüm bunları değiştirecek ne yapabiliriz bilmiyorum. Çoğu zaman kaçıp gitmek geliyor içimden. Çocukların çocuk gibi büyüdüğü yerlere gitmek istiyorum

Evrim dedi ki...

Berk'in bir kaç yıl önce yaşadığı aydınlanmayı gördüm sende :) Maalesef Türkiye'de de İstanbul dışında mesleğini yapamayacağı için tek yol yurt dışı oldu Berk için. İşte böyle attık kendimizi buralara... Patates soğan yetiştirip, hayvanlar ile uğraşmaktan hoşlanmıyorsan sırf bir kuple huzur için illa köye gitmek gerekmiyor bence. Bu maalesef Türkiye'nin gerçeği. Bir kaç şehire mahkum ediyor çalışanları. Yapan her şehirde endüstrileşip daha yaşanılabilir huzurlu şehirler kurmuş... Bekleriz :))

Zeynep dedi ki...

:))) Çağlar da ben böyle konuştukça, "aha Berk konuşuyor karşımda" diyor:)Bizim için de öyle Evrim işte. Hadi ben neyse, Çağlar' ın mesleğini başka bir şehirde yapmasına olanak olmadığı için buradayız.O yüzden belki de kapana kısılmış hissediyorum kendimi bazen, bu düzene mecbur bırakılmış, evi ile işi arasında seçim yapmaya mecbur bırakılmış gibi. Sanki bunun daha insanca daha makul çözüm yolu yokmuş gibi..Geliriz belki bir gün, kimbilir. Öpüyorum sizi analı oğullu :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails