28 Ocak 2011 Cuma

Anne oldum olalı bir şey daha öğrendim.

Bu sabah açık oturum vardı bizim evde. Arda Bey okula gitsin mi gitmesin mi oturumu.  Salı akşamı çıkan ateş Çarşamba akşamı düştü ama burun duvar gibi tıkalı, gece uykusu yok gibi neredeyse, iştah hiç yok. Ama gelin görün ki Salı ve Çarşamba çok halsiz ve uykulu iken ateşi düştüğünden beri  enerji tam gaz. Babaanne ve dede evde olduğu için pür neşe, hastalık huysuzluğu da  şimdiye dek gördüklerimizin en azı.
Bu sabah babaanne ve dede döneceklerdi evlerine.
Neredeyse bir aydır buradalar. Çağlar’ ın arka arkaya gelen seyehatleri nedeniyle beni yalnız bırakmadılar. Sağ olsunlar ama yoruldular, bunaldılar, evlerini özlediler. Bizim keyfimiz çok yerinde, Arda çok mutlu ama eziyet de bir yere kadar yapılır.
Biz de dün akşam Arda’ nın evde yayından fırlamış bir ok gibi dolaşmasına güvenerek  artık kreşe gitsin, hem bir hava alsın, arkadaşlarını görsün , nasılsa ertesi gün haftasonu diyerek akşamdan okul hazırlığını yapıp öyle yattık. Böylece babaanne ve dedeyi de gözleri arkada kalmadan evlerine yolcu edebilecektik.
Ama bu sabah bir kalktık ki, gözler yeniden yarım bakmaya başlamış, ellerinin bütün parmakları ağızın içinde( bu bana büyük azıları düşündürdü ) ateş yine 38 lerde gezmeye başlamış. Bir anda planlar değişti tabii. Ama o kadar kolay mı plan değiştirmek?
Çağlar “annemler gitmesin yarın gitsinler” dedi.  Erkek çözümü basit işteJ
Ben ama biletlerini aldılar olmaz hem çok yoruldular, bunaldılar burada dedim.
Annem kalırız kızım ne olacak da bu bilet yanar dedi.
Babam sessiz izlemede bir yandan da içinden hay allah demekte.
Arda gözler yarım ve kırmızı tvde Paytak seyretmekte.
Hiç içime sinmese de Arda gitsin okulda dedim, benim annem de binsin otobüse, öğlene burada olsun, öğlen ben Arda yı kreşten alır eve gelirim, anneannesi ile oturur. Herkes OK dedi.
Son anda Çağlar caydı. Yok dedi ben beklerim annemi evde öğlene kadar. Arda’ ya da yazık, diğer çocuklara da. Ve oturum dağıldı.
Tüm bu konuşmalar sırasında, anneanne uyandırıldı. Temizliğe gelecek yardımcımız yoldan geri çevrildi. Arda soyuldu, babaanne, dede ve ben çıkmaya hazırlandık.
Bunlar bizim şu ana kadar geçirdiğimiz en hafif ve en sorunsuz hastalık günlerimizden bir kaçı. Bu sabah evden endişeli çıkmadım. Biliyorum bu halleri, daha kötülerini geçirdik.  Belki o yüzden de elim yazmaya elverdi.
Hasta olan çocuk anneye yapışıyor. Kimseyi istemiyor, her şeye itiraz ediyor, en sevdiği oyunlara bile çemkiriyor. Durduk yere huysuzlanıyor, hiçbir ilacı ve yardım önerisini kabul etmiyor. Başucunda duran iki dolu bardak suya rağmen, babam yenisini getirsin diyerek ağlayabiliyor. Zaten hasta olması, halsiz olması, kırmızı ve gözleri ve yanakları insanı üzerken bir yandan da sinirlerinizi sonuna kadar zorluyor.
Onu hasta iken evde bırakıp işe gelmek   bana göre yapılan en zor şeylerden biri. Bir kere o anneyi istiyor. Tek derdi anne. Siz işte iken, çocuğunuz gözünüzün önünde olmadığı için, telefonda size iyi ya da kötü denmesi bir şey ifade etmiyor. En kötü hali bile olsa sizin gözünüz   görsün, bundan daha ötesi yok. Bıraktığınız kişi isterseniz en güvendiğiniz olsun, babası, babaannesi, anneannesi, bakıcısı fark etmez. Çocuk  hasta iken onu bırakmak, iyi iken bırakmaktan çok daha başka bir durum, başka bir ruh hali.
İşin bir de bambaşka bir boyutu var.
Arda kreşe başladığından beri doktorumuzun söylemine şu eklendi:  “Tam olarak iyileşene kadar, eğer imkanınız varsa göndermeyin kreşe. Hem o yeni mikroplar alıp, daha tam iyileşememişken tekrar hasta olmasın, hem de başka çocukları hasta etmesin. “  
Evet haklı.
Arda her hastalığa meylettiğinde aklıma geliyor bu cümleler. Ama çalışırken o kadar kolay mı buna uyabilmek? Sadece benim için değil, okula giden diğer çalışan anne babaların çocukları ve o anne babalar için de kolay mı?
Bugün okula gitmesin demek, bir anda pek çok insanın planını değiştirmek ve başka bir organizasyon yapmak demek. Hani   çocuğun halsizliğini, anne babanın üzüntüsünü filan bir kenara bırakıyorum.
En basit örneği işte bu sabah yaşadığımız. Bir sürü insanı sabahın köründe ayağa dikip, beş on dakika içinde çözüm bulmaya çalışmak  kolay değil.
Eskiden çocuğum yokken etrafımda kreşe çocuklarını gönderen, bugün ateşi vardı ama gitti diyerek anlatan annelere bakar, allah allah derdim, nasıl gider ateşli çocuk kreşe? Çocuğa yazık değil mi, oradaki diğer çocuklara yazık değil mi? Ama başa gelmeden anlaşılamıyormuş bazı durumlar. Onu hasta halde kreşe göndermek zorunda kalan annenin vicdan azabı, hasta çocuğun sadece anne isteyen halleri, başa gelmeden pek de yorum yapılacak şeyler değilmiş.
Şu ana kadar Arda hasta iken bir şekilde ona evde bakmanın ve baktırmanın  yolunu bulduk. Üstümüze bir de onu okula göndermek zorunda olmanın yükü binmedi. Ama bu bundan sonra olmayacağı anlamına gelmiyor. Bu sabah işte gidiyordu neredeyse. Son anda Çağlar işini ayarlamasaydı, ben de ateşli çocuğunu kreşe göndermiş anne olmayacak mıydım?
O yüzden artık hasta çocuğunu okula gönderen anneleri de kınamıyorum, ben yine sonuna kadar diğer çocukları da hasta etmemek adına, Arda’ nın tekrar tekrar hasta olmaması adına şartlarımı zorluyorum ama Arda ile aynı anda okul kapısından giren, hali olmadığı gözlerinden belli  bir miniğe rastladığımda da huzursuzlanmıyorum.  Biliyorum ki bazen çözümsüz kalabiliyor insan.
Paylaş

5 yorum:

Evrim dedi ki...

Bizim evde de asimetrik bir surat var :) Sol yanak kocaman. Hani ateş ya da başka bir şey yok ama diş geliyor besbelli... Tam zamanları bu büyük azıların. Geçmiş olsun. Ufacık bir iş için bir yığın organizasyon gerekmesi ise bana "allahtan ilk ciddi işim organizasyon üzerineydi" dedirtiyor bana :) Çok faydasını gördüm. Bazen kağıt kalem bile kullandım :) Berk kitlenip kalıyor mesela...

Zeynep dedi ki...

Size de çok geçmiş olsun, bizimki sanırım gripin üzerine eklendi napalım geçer gider bu da böyle.. Alıştık zaten her 2 ayda bir sektirmeden ateşleniyor Arda. Ya son dakika planları zor oluyor, zorlanıyoruz ne yalan soyliim :) Optum sizi cok cok, en cok da şişik yanaktan :)

elif ada dedi ki...

Çok çok geçmiş olsun Zeynepçiğim. Umarım düzelmiştir Arda. Ben de öyle korkuyorum ki bu hastalık olayından. O yüzden bu yıl da göndermedi anneannesi Ada'yı kreşe. Gelecek yıla bakarız diyerek. Ama kiminle konuşsam hep aynı şeyleri söylüyor. Ada, şimdiye kadar öyle şiddetli, ateşli hastalıklar geçirmedi. Bir yandan da artık ev, bizim arkadaşlığımız yetmiyor artık. Kendi yaşıtlarıyla olmak istiyorlar. Ve ne kadar küçük yaşta başlarlarsa o kadar çabuk alışıyorlar. Ardacığım, hiç üzmedi seni.. Darısı bizim başımıza Zeynepçiğim... Öp o dünya tatlısı oğlunu benim için

Zeynep dedi ki...

Sanırım kaç yaşında başlarsa başlasın hasta oluyorlar Umur.. Kaçış yok gibi. Gamzeli güzelim üzmeyecek seni görürsün, güle oynaya gidecek:) Arda daha iyi teşekkür ederiz canım. Biz de sizi öpüyoruz :)

Alyamaya'nın Esra'sı dedi ki...

geçmiş olsun.. okula gitse bir türlü gitmese başka türlü. sabah evinizde yaşananları okuyunca ,zor dedim. çocuk yetiştirmek zor iş. çok şiddetli olmadığı sürece her hastalıkta vücut dirençleri artıyor kuvvetleniyorlar, böyle düşün. kreşte de arkadaşlarıyla keyfli vakit geçiriyor. evde çok sıkılıyorlar emin ol. sevgiler

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails