Hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2012 Salı

Biz de kışı böyle uğurluyoruzdur umarım..

Bir baktım taslaklara devamlı bir şeyler yazmışım yarım kalmış. Birikmiş de birikmiş.. Yine de onları tamamlamaya değil de yeni baştan yazmaya gitti elim..
Hasta sıpa biçimsiz bir saatte uyuyunca,  bu gece nasıl geçecek diye düşünüyorum kara kara..
Hiç bu kadar çok ateş düşürücü kullanmamıştık-m.
Bebekti, derdini anlatamıyordu,biz de kendi psikolojik sınırımızın sonuna kadar dayanıyorduk ilaçsız. Ama serin tülbent ama ılık duş bir şekilde idare ediyorduk, dayanamadığımızda ilaç verdiğimiz de oldu. Öte yandan iki kıştır nerdeyse hiç hastalanmadı ki Arda. İki kışta toplam iki griple sıyırdık derken Pazar gecesi davetsiz misafir geldi.
Ama gel gör ki, 38,5' u gördü mü ateş, başlıyor mızlamaya, anne ben kendimi kötü hissediyorum diyor, koca adam gibi.. Üstüne bu sefer bir de karın ağrısı, baş ağrısı da girince, ilk defa bu kadar çok ilaç verdim Arda' ya.
Bugün öğlene kadar kuru ateşti, neyse ki öğleden sonra bir burun akıntısı peyda oldu, ben rahatladım. Sevmem sebepsiz ateşi..
Anne kucağı ilaç yerine geçiyor sanırım dedim bu hastalıkta..
Koskocaman oldu, artık ayakları dizleri sığmıyor ki kucağıma..Ama her türlü pozisyonu reddedip, ben sığarım anne sen merak etme demiyor mu, dönüyor, debeleniyor, yatıyor bir şekilde..Kopsa da kolum ağrıdan, susuzluktan ölsem de, yada pek bi fena sıkışsam da oturuyorum öyle işte koltukta.. Kucağımda bir sıpa..
Tükkan da kaldı tabii öyle, hoş tek başıma idare etmiyorum ama olsun.. Ayça sağolsun geldi, Biranda zaten iyi ki, iyi ki var.. Yine de şu güneşli iki günde orada olmak isterdim, kapı önü güneşine oturmak isterdim en azından..
Sabahtan beri tek lokma yemediğinden, öğlen uyanınca top gibi makarna buyurdu beyimiz. Makarnayı bahane edip dışarı çıktık, yoksa istemiyor çıkmak dışarı, pek bir halsiz. Neyse beğendi kendisi top gibi makarnayı, yedi, tıkındı, ateşe yeni düştü uyudu erkenden.. Bu gece uzun olacak belli..
Mutfak masamız miniminnacık, yine de nedense hep orada yapmak istiyor her ne yapıyorsa.. Üstelik oturduğu tabure rahatsız, dengesiz bir de.. Kendi masası boyamak içinmiş (masayı boyuyor bu ara ), salon masası yemek için, mutfak masası herşey için..
Yarın sabaha sözüm var, mutfak masasında boya karıştıracağız kocaman kaplarda.. Biraz uyuyabilirsem fena olmaz çünkü yarın hem gün hem de boya karıştırmaca çook erken başlayabilir bizim evde :)





9 Şubat 2012 Perşembe

Gamze için bir kaç 'tık' ricası

Bambaşka şeyler yazma planı ile oturmuştum ama bloglardaki başlıklar bir anda gündemimi değiştirdi.
Dün yada evvelsi gün ( bu günlerde günüm gecem belli değil emin değilim hangi gün ) Deli Anne' nin paylaştığı linkte ayaküstü okumuştum Gamze' yi.. O an ve sonrasında boşa çıktığım her an içim yandı ama yorgun beynim iteledi düşünmeyi.. Erteledim..
En büyük ayıp aslında acı veren şeylerin üzerine gitmek, çözmek, çözüme el atmak yerine düşünmeyi bile ertelemek..
Ben bu akşam yazmayı planladıklarımı hiç yazmasam da olur.
O yüzden önce Gamze' nin bloğuna oradan da Deli Anne' ye Özgüranne' ye ve Başak' a misafir olun..
Nasıl yardım edilebileceğini öğrenmek bir telefon ve hatta bir kaç tık kadar yakınken, düşünmeyi bile ertelemeyelim..




5 Ocak 2012 Perşembe

Hay Bin Ördek!!

Bu yılın henüz at, koyun, sinek her ne ise adı konmamış yeni grip virüsünü eve misafir ettik, hem de yılbaşı yemeğine..
Ben kendisine Ördek Gribi diyorum, çünkü yayılmış, halsiz, paytak bir yürüyüş ve devamlı burun çekmekten yukarı kıvrılmış bir ördek ağzı geldi yerleşti evin erkeklerine..
3 günün sonunda şimdiye kadar ki her hastalıkta olduğu gibi normale döneceğimizi sanarken -  yani ateş düşecek ve baygın gözler açılacak, sümükler ve öksürük baki kalacak derken - ateş kendisini 37, 5 ' a sabitledi ve gözlerdeki o baygınlık geçemedi bir türlü..
Dün burnundan aldıkları örnekle tamam dediler influenza A bu..
Eee ne peki?
Grip işte..
Gerçek grip, hani öyle soğuk algınlığı, bilinmedik bakteri mikrop birşey değil, bildiğin grip..
Kaldırmıyor ayağa..
Ne oğlanı , ne babasını..
İlacı filan da yok,, Bol sıvı, çok öksürürse yada burun pek fena tıkanırsa bildiğimiz çözüm önerileri..
İçimi huzursuz eden cümleler ise:
'Nasıl seyrettiğini bilmiyoruz bu sene. Geçen seneki hafifti. Bu sene önümüze gelen çok ağır iki vakaya Tamiflu verdik ama hafif gidiyor gibi genelde. Olur da ishal, yüksek ateş, çok halsizlik, kusma vs olursa bizi haberdar edin. Ama olmazsa da haberdar edin ki nasıl seyrettiğini bilelim'
Peki ederiz dedik çıktık.
Bizden öğrenecekler öldürüyor mu güldürüyor mu diye..
Evdeyiz..
Gözleri az daha açık bugün.. Biraz daha çok ayakta, en azından oyun oynayabilecek kadar enerjisi var..
Pis bir öksürük, su gibi, şeffaf akan bir burun..Ateş hala 37 ile 37,5 arası gidip gelmekte..Ne aşağı iniyor ne de yukarı çıkıyor..
Herşeyden öte, ne var ne de yok diyebileceğimiz şu ateş sıkıyor canımı.
Bu sabah 5. gün bitti, Hülya Hanımdan öğrendiğimiz parmak hesabıyla..
Evin her yanında tuvalet kağıtları, ıhlamur bardakları..
Dolapta habire balı süzülen bir siyah turp..
Neyse dünkü açıkhava turunu kısa kesmek isteyen şu aşağıdaki bakışlardan sonra, bugün en azından gıdıklamaca oynayacak neşesi var ya buna da şükür..Bir de düne nazaran öksürükle 5 dakikada bir delinmeyen öğle uykusu.. En azından..
Çağlar' ın gidişattan anladığımız, halsizlik, ateş, eklem ağrısı, arada üşüme ve birkaç gün sonrasında eklenen burun akıntısı ve öksürükle seyrediyor bu meret. Öyle üç günde de terketmiyor geldiği yeri..Bir de fena ve hızlı bulaşıyor aman dikkat..
Nasıl seyrederse seyretsin de bir an önce gitsin,,
Daha ben hasta olucam sıramı bekliyorum, değil mi ama?




2 Ocak 2012 Pazartesi

Mozaik Oyunu

Geçen haftalarda Toyzz Shop' ta Evrim' in bahsettiği SES marka hobi oyuncaklarını görünce, yine onun denemiş olduğu mozaik oyununu almıştım. Acil durumlarda açılmak üzere bekliyordu..
Bugün durum çok acil olmasa da, hasta babayı oğlanın gazabından bir miktar kurtarmak hem de kendi işlerimi en kısa zamanda kotarabilmek için kahvaltı sonrası çıkardım ortaya.

Bir taşla hem hasta çocuğu dinlendirmek, hem oyalamak, hem zaman kazanmak, hem de ince motor bıdıbıdısı olmak üzere pek çok kuş vurduk sayesinde..
Üstelik çok da uygun bir fiyata..
Deneyin derim :)





16 Ekim 2011 Pazar

Cumartesi

Dördüncü veli toplantım bu benim..
Cücenin boyuna göre bayağı iyi bir deneyim sayısı..
Dördüncü kez gidip daire olarak dizilen o minik sandalyelere oturduğumda, bu sefer o duvarları tanıdığımı, birazdan konuşulacakların bir kısmını tahmin edebildiğimi ve en önemlisi hiç yabancılık ve yabanilik hissetmediğimi farkettim, hoşuma gitti bu his..
Bu his sayesinde belki de, eleştirilerimi çok daha rahat yapar oldum bir süredir.. Ama ben bunu o anda, o minik sandalyelere oturduğumda farkettim..
'Mükemmel okul diye bir şey yok, sizin önceliklerinizi karşılayan okul var, onun da yüzde yüz karşılamasına imkan yok..'
Okul değiştirmedik başından beri ama bu bir önceki cümledeki gerçeği sindirdiğimden beri karşımda, bir sürü eksisine rağmen ağzımdan çıkanları daha bir dikkate alan, içinde kendimi de huzurlu hissettiğim, kolay kolay dönüp arkama bakmadığım bir okul var..
Bu toplantı özeldi benim için, kafam dopdolu, içim rahat, yüzüm gülerek çıktım 3 saatin sonunda oradan..
Veee yağmurlu bir Cumartesinin ortasına düşüverdim. Sonrası acılıydı biraz, trafik, sağanak, taksi şoförleri, hemen arkasından da elleri çıkacak ateşin habercisi olarak buz kesmiş, gözleri baygın bir sıpa ile buluşma..
Ve sıpayı emin ellere bırakıp, en az veli toplantısı kadar önemli, hayallere giden yolda minik bir adım için başka bir buluşma..
Cumartesi gününü bilgi bombardımanına tutularak geçirmiş beynim, bugün tatil istiyor..O istese ne yazar, cüce hafif ateşli ama her an bir öksürük dalgası ile uyanmaya hazır dibimde yatıyor..
Uzun bir gece ve yorucu bir pazartesiye şimdiden merhaba!

Paylaş






23 Eylül 2011 Cuma

Tatile iki kala..

Çok olağan başlamıştık sabaha..
Anneeee kakam geldi! dedi. Baktım kaka değil su..
Hayatında ilk defa ishal kaka yaptı bu sabah. Bebekliği, minicikliği hepsi dahil..
Kendisi pek rahat, pek normal ama beni aldı bir düşünce. Bir hafta içinde aralıklı günlerde kusma , arkasından ishal bir kaka..Ateş yok halsizlik yok hiç hiç hiç bir şey yok..
Acaba bu buğday mevzuu bizi sindirim sisteminden mi vuracak? Yok eğer buğday değilse o zaman nedir durup durup 2-3 günde bir hortlayan ki buğdaylı birşey de yemiyor bu aralar? diyerek didiklenmeye başladım. Ateşi çıksa ona da razıyım en azından bakteri, virüs her ne haltsa ortaya çıkar, yapacağını yapar çeker gider ..
Neyse ki Çağlar sakin adam. Doktoru aradı, not bıraktı. Daha salı günü görüşmüş, anormal bir seyir izlerseniz belki bir kan tahlili yaparız demişti.
Saat 10' a kadar ben kendimi didikledim, Çağlar oğluyla oynadı. Doktor amca geri aradı.
Bir kere ishal kaka yapmış olmak hiç bir şey demek değil. Kusmalarla bağlantısı olabilir de olmayabilir de, izleyin, tatilinizi yapın, geri dönünce görüşürüz dedi. Bütün bunlara dayanak da sıpanın enerjik hali, en ufak bir rahatsızlık belirtisi göstermemesi oldu.
Ama anne kişisi gerilmiş, bavul hazırlanacak, Arda' ya ekmek yapılacak, alışveriş yapılıp en azından Arda için yemek yapılacak..
İşte tam bunlar kafasından geçerken ve bu sırada evdeki bütün telefonlar çalarken, sıpa gelip elimdeki telefonu çat diye kapadı. Sesimdeki ton farkını da fırsat bilip cozurtulu bir ağlama tutturdu..
Anne ağlar- Arda ağlar şeklinde giyindik, bari dedik baba bizi markete kadar bıraksın da hem hava alalım hem alışveriş yapıp dönmüş olalım, ikimiz de sakinleyelim.
Güzel bir karardı, marketten çıkana kadar..
Çıktım ki evin anahtarının olmadığını farkettim.
Çağlar Mecidiyeköy'den Çengelköy' e U dönüş yaptı, bizi kaldırımda yakalayıp ters geri eve attı.
Ne birtanecik kocam var ki gık demedi.
Bunca yolu bana geri döndürdün demedi.
Sabah sabah ikiniz birden zırıl mırıl beni yediniz demedi..
Demedi işte hiç bir şey demedi..
Oğlunu öptü, şakalaştı, sanki sabahın köründe normal normal işe gidiyormuş gibi çıktı evden ters geri aynı yolu gitmeye..
Biz ise saat 13.30 itibarı ile mide ve popo kaynaklı hiç bir sorun yaşamadık. Pilav pişirdik, tamirat yaptık, yemek yedik, kitap okuduk ve Arda uyudu.
Tonla yapılacak işe rağmen ben de bu resimlere daldım.
Ne çabuk geçiyor zaman, ne çabuk büyüyor çocuklar,,
Hep iyi olsunlar istiyor yürek ama hayat bu iyisi de olacak kötüsü de değil mi?
Bu halimize şükür, bin şükür..




Paylaş





21 Eylül 2011 Çarşamba

Pisboğaz


Hani ekmekler filan, uğraşıyorum güya ben ama biz bu yaz ipin ucunu iyice kaçırmıştık.
Geçen sonbahar iki yaşını devirince, normal olarak biraz daha sağlamlaşmış ve ufak tefek buğday kaçamaklarını artık hastalanmadan atlatmaya başlamıştı.
Dile kolay geçen sene Aralık sonundan beri adına hastalık denecek hiç bir şey geçirmedi..
Yazın oturup bulgur pilavı vermedik çocuğa ama beyaz ekmek, simit, börek ve en kötüsü zararlı neşriyat girdi boğazından. Topitoplar, bonibonlar, jelibonlar..
Herşeye rağmen sevdiğimiz okulumuzun bize öğrettiği en fena şeydi bunlar..
Ne kadar almasak da eve sokmamak için uğraşsak da gördüğünde istedi,hatta tepindi, tutturdu, bazen biz yıldık onun inadından , bazen birileri getirdi, bahçeli evin rehaveti içinde oradan buradan ikram edildi, havuzbaşında bilimum çocukla bir gün ev yapımı kek yada salatalık paylaştı ise ertesi gün bir baktık cipsler uçuşuyor etrafta..
Sonuç olarak ipin ucu çoook fena kaçtı..
Cumartesi gecesi ateşsiz ve başka hiç bir belirti göstermeden başlayan kusma, iki gün ara verip Pazartesi gecesi sabaha karşı hortlayınca toplandık gittik doktora..
Doktor bambaşka bir mevzuu, kendi doktorumuz artık yok ne yazık ki,,
Yepyeni bir doktor amca ziyaret ettik.
Ateş yok, halsizlik hiç yok, gündüz ise midesi ile ilgili hiç bir rahatsızlık yok. Yiyor,içiyor, koşuyor ama sabaha karşı mide gazı ile karışık bir durum yaşanıyor. Tablo reflüyü anımsatıyor.
Bir ton şey konuşulduktan sonra varılan sonuç şu oldu:
Şu aşamada reflü diyebilecek kadar bariz bir durum yok.
Çocukta mide gazını ve buna bağlı mideden dışarı kaçağı ya süt ve süt ürünleri yapar yada koruyucu madde içeren gıdalar. Paketli dondurma dahil aklınıza gelebilecek abur cubur başlığı altına giren herşeyi kesmek gerekiyor.
O anda dank etti kafama ama dedim ki kustuğu günler bunları yemedi ki?
Olsun dedi doktor amca zehirlenme değil ki bu, koruyucu maddelerin mideye verdiği rahatsızlık. İlla o gün yemesi gerekmez.
Orada o dakika aldık karşımıza bak dedik, bu bu bu yediklerin, yemek için ter ter tepindiklerin günlerdir sana çektiriyor.
Anladı mı?
Hem de nasıl..
Ama işine geldi mi?
Hiç sanmıyorum.
Tüm bunlar tabii ki şu andaki tablo, rahatsızlıklar uzarsa ki uzamayacağını umuyorum, o zaman başka şeyler aranabilir ama bugünkü tabloda sıpa, pis boğazının ilk ceremesini çekti gibi gözüküyor.
İyi haber ise buğdaya bağlı hiç dinmeyen geniz akıntısı, zaman zaman kulak doluluğunun kötü beslenilen bir yazın sonunda bile neredeyse hiç kalmamış olması.
Hatta konu vesilesi ile doktor amca kendisinin buğday intoleransına son zamanlarda ne kadar çok rastladığını anlattı bize, diyet örneğimizi istedi. Piyasada glutensiz herşey var ama sorun sadece buğday olunca örnek vermekte zorlanıyoruz dedi. Aynı şeyi eski doktorumuz da sormuştu, ona da yazıp örnekler vermiştik abuk subuk icatlarımızdan bulgur pilavı yerine domatesli pilav hatta kırmızında zorlanırsanız salçalı, sebzeli pilav diye.
İşte bunları da hatırlayınca ben bir silkelenip kendime geldim , mevsim geçişini, kışın yaklaşmasını ve evimize dönmüş olmamızı da göz önüne alıp sağlıklı menülere dönüyorum.
Okula yazılı sözlü her türlü hatırlatmayı yaptım bu sabah, kendime hatırlatmak için ise yaşadığım iç sıkıntısı yeter de artar bile..

Paylaş

18 Eylül 2011 Pazar

Sabah Manzarası



Tüm geceyi koltuk üzerinde, saat başı kusarak geçirdikten sonra, gözünü acıktım diye açan ve çubuk krakerleri avuçlayıp avuçlayıp ısıran bir adet sıpa..
Bizdeki pazar sabahı manzarası budur..

19 Temmuz 2011 Salı

Çürük Anne

Yaz günü benden başka sinüzit olup antibiyotikleri yutan başka insan var mıdır acaba?
Sağlam bir çocukmuşum, az hastalanan , yatak döşek yatmayan..Kendimi bildiğim zamanlara dair de hiç yatarak iyileşmem gereken bir hastalık hatırlamıyorum. Ne var ki 30'lu yaşlarla birlikte daha çabuk hastalanır daha zor toparlanır oldum.
Düşündüm de daha sağlıklı yaşıyordum eskiden, içtiğim suya yediğim meyveye dikkat eder, spor yapardım. Hiç biri kalmadı geriye, halbuki asıl şimdiden sonra bakmak gerekiyor kendine heralde. Ayrıca kışın geçirdiğim orta kulak iltihabı ve şu anda boğazımı yakan bu sinüzit sırasında ilk defa ilaçlar dokundu bana. Yazıyorum ki hatırlayayım.
Dün doktordaki muayeneden sonra Arda ile ilgili bir iki soru da sordum. Malum havuza giriyor bu yaz sıpa. Sular bazen midesini bazen kulaklarını dolduruyor. Çocukların kulak kirleri ve havuz suyu bir araya geldiğinde dış kulakta enfeksiyona sebep olabilirmiş. Kulak kirinin içinde gayet sağlam mikroplar olurmuş, öyle kolay kolay kovulamayan cinsinden. O yüzden eğer havuz şartsa, deniz yoksa, o zaman kulakların temiz ve açık olmasına dikkat etmek gerekiyormuş. Kulak çubuğu ile zaten temizlemiyoruz ama tülbent ile temizlik yetmiyorsa, çocuk doktoru kulak kiri çok diyorsa yaz döneminde aralıklı zamanlarda birkaç damla gliserin damlatmak ve kulak kirinin akmasını sağlamak havuza giren çocukları korumak için çözüm olabilirmiş.

28 Ocak 2011 Cuma

Anne oldum olalı bir şey daha öğrendim.

Bu sabah açık oturum vardı bizim evde. Arda Bey okula gitsin mi gitmesin mi oturumu.  Salı akşamı çıkan ateş Çarşamba akşamı düştü ama burun duvar gibi tıkalı, gece uykusu yok gibi neredeyse, iştah hiç yok. Ama gelin görün ki Salı ve Çarşamba çok halsiz ve uykulu iken ateşi düştüğünden beri  enerji tam gaz. Babaanne ve dede evde olduğu için pür neşe, hastalık huysuzluğu da  şimdiye dek gördüklerimizin en azı.
Bu sabah babaanne ve dede döneceklerdi evlerine.
Neredeyse bir aydır buradalar. Çağlar’ ın arka arkaya gelen seyehatleri nedeniyle beni yalnız bırakmadılar. Sağ olsunlar ama yoruldular, bunaldılar, evlerini özlediler. Bizim keyfimiz çok yerinde, Arda çok mutlu ama eziyet de bir yere kadar yapılır.
Biz de dün akşam Arda’ nın evde yayından fırlamış bir ok gibi dolaşmasına güvenerek  artık kreşe gitsin, hem bir hava alsın, arkadaşlarını görsün , nasılsa ertesi gün haftasonu diyerek akşamdan okul hazırlığını yapıp öyle yattık. Böylece babaanne ve dedeyi de gözleri arkada kalmadan evlerine yolcu edebilecektik.
Ama bu sabah bir kalktık ki, gözler yeniden yarım bakmaya başlamış, ellerinin bütün parmakları ağızın içinde( bu bana büyük azıları düşündürdü ) ateş yine 38 lerde gezmeye başlamış. Bir anda planlar değişti tabii. Ama o kadar kolay mı plan değiştirmek?
Çağlar “annemler gitmesin yarın gitsinler” dedi.  Erkek çözümü basit işteJ
Ben ama biletlerini aldılar olmaz hem çok yoruldular, bunaldılar burada dedim.
Annem kalırız kızım ne olacak da bu bilet yanar dedi.
Babam sessiz izlemede bir yandan da içinden hay allah demekte.
Arda gözler yarım ve kırmızı tvde Paytak seyretmekte.
Hiç içime sinmese de Arda gitsin okulda dedim, benim annem de binsin otobüse, öğlene burada olsun, öğlen ben Arda yı kreşten alır eve gelirim, anneannesi ile oturur. Herkes OK dedi.
Son anda Çağlar caydı. Yok dedi ben beklerim annemi evde öğlene kadar. Arda’ ya da yazık, diğer çocuklara da. Ve oturum dağıldı.
Tüm bu konuşmalar sırasında, anneanne uyandırıldı. Temizliğe gelecek yardımcımız yoldan geri çevrildi. Arda soyuldu, babaanne, dede ve ben çıkmaya hazırlandık.
Bunlar bizim şu ana kadar geçirdiğimiz en hafif ve en sorunsuz hastalık günlerimizden bir kaçı. Bu sabah evden endişeli çıkmadım. Biliyorum bu halleri, daha kötülerini geçirdik.  Belki o yüzden de elim yazmaya elverdi.
Hasta olan çocuk anneye yapışıyor. Kimseyi istemiyor, her şeye itiraz ediyor, en sevdiği oyunlara bile çemkiriyor. Durduk yere huysuzlanıyor, hiçbir ilacı ve yardım önerisini kabul etmiyor. Başucunda duran iki dolu bardak suya rağmen, babam yenisini getirsin diyerek ağlayabiliyor. Zaten hasta olması, halsiz olması, kırmızı ve gözleri ve yanakları insanı üzerken bir yandan da sinirlerinizi sonuna kadar zorluyor.
Onu hasta iken evde bırakıp işe gelmek   bana göre yapılan en zor şeylerden biri. Bir kere o anneyi istiyor. Tek derdi anne. Siz işte iken, çocuğunuz gözünüzün önünde olmadığı için, telefonda size iyi ya da kötü denmesi bir şey ifade etmiyor. En kötü hali bile olsa sizin gözünüz   görsün, bundan daha ötesi yok. Bıraktığınız kişi isterseniz en güvendiğiniz olsun, babası, babaannesi, anneannesi, bakıcısı fark etmez. Çocuk  hasta iken onu bırakmak, iyi iken bırakmaktan çok daha başka bir durum, başka bir ruh hali.
İşin bir de bambaşka bir boyutu var.
Arda kreşe başladığından beri doktorumuzun söylemine şu eklendi:  “Tam olarak iyileşene kadar, eğer imkanınız varsa göndermeyin kreşe. Hem o yeni mikroplar alıp, daha tam iyileşememişken tekrar hasta olmasın, hem de başka çocukları hasta etmesin. “  
Evet haklı.
Arda her hastalığa meylettiğinde aklıma geliyor bu cümleler. Ama çalışırken o kadar kolay mı buna uyabilmek? Sadece benim için değil, okula giden diğer çalışan anne babaların çocukları ve o anne babalar için de kolay mı?
Bugün okula gitmesin demek, bir anda pek çok insanın planını değiştirmek ve başka bir organizasyon yapmak demek. Hani   çocuğun halsizliğini, anne babanın üzüntüsünü filan bir kenara bırakıyorum.
En basit örneği işte bu sabah yaşadığımız. Bir sürü insanı sabahın köründe ayağa dikip, beş on dakika içinde çözüm bulmaya çalışmak  kolay değil.
Eskiden çocuğum yokken etrafımda kreşe çocuklarını gönderen, bugün ateşi vardı ama gitti diyerek anlatan annelere bakar, allah allah derdim, nasıl gider ateşli çocuk kreşe? Çocuğa yazık değil mi, oradaki diğer çocuklara yazık değil mi? Ama başa gelmeden anlaşılamıyormuş bazı durumlar. Onu hasta halde kreşe göndermek zorunda kalan annenin vicdan azabı, hasta çocuğun sadece anne isteyen halleri, başa gelmeden pek de yorum yapılacak şeyler değilmiş.
Şu ana kadar Arda hasta iken bir şekilde ona evde bakmanın ve baktırmanın  yolunu bulduk. Üstümüze bir de onu okula göndermek zorunda olmanın yükü binmedi. Ama bu bundan sonra olmayacağı anlamına gelmiyor. Bu sabah işte gidiyordu neredeyse. Son anda Çağlar işini ayarlamasaydı, ben de ateşli çocuğunu kreşe göndermiş anne olmayacak mıydım?
O yüzden artık hasta çocuğunu okula gönderen anneleri de kınamıyorum, ben yine sonuna kadar diğer çocukları da hasta etmemek adına, Arda’ nın tekrar tekrar hasta olmaması adına şartlarımı zorluyorum ama Arda ile aynı anda okul kapısından giren, hali olmadığı gözlerinden belli  bir miniğe rastladığımda da huzursuzlanmıyorum.  Biliyorum ki bazen çözümsüz kalabiliyor insan.
Paylaş

27 Aralık 2010 Pazartesi

Afedersiniz duyamadım?

Bu kış iyi gelmedi bizim eve, hele bana hiç .
Hastalık nedir bilmezdim. Yaşlanıyorum galiba..
Habire kendimle uğraşıyorum, yok grip, yok gözümde çıkan bir şeyler daha onu halledemeden sinuzit ve simdi de sinuzitin sonucu bir kulak tıkanıklığı, sağırlık sınırlarındayım kaç gündür.
Ne fenaymış duymamak.. Kimsenin gözüne kulağına bir şey olmasın..
Kulağım iyileşsin amacı ile verdikleri ilaçlardan bir tanesinin yan etkileri de üzerimde tam kadro seyredince tam oldum. Cumartesi tüm günü hıçkırarak geçirdim! Komik gibi geliyor ama değil. Bir süre sonra diyaframı ve boğazı acımaya başlıyor insanın.
Bıraktım ilacı. Gel gör ki bu sabah doktor amca bu ilacın muadilleri de dokunur o zaman sana, kullanma bakalım ama ne kadar sürede açılır kulakların bilemedim şimdi dedi.
Arda' ya bağır evladım, kocaya efendim anlamadım? demekten bir hal oldum.
Geçecek, geçecek bu da geçecek inşallah..
Ofiste masamda hem işler hem de yeni yıl kargoları beni bekliyor, aklım orada..
Kuzum bu sabah neşeli girmiş okuluna, biraz önce bağrışmalı bir telefon görüşmesi yaptım, keyfi yerinde oynuyormuş, rahatladım..
Şimdi kışa inat, duymayan kulaklarıma inat gidip ağacın ışıklarını yakacağım ve masamda bekleyen kargolara eklenmek üzere ciciler yapacağım..
Duymasam da yeni yıl geliyor !:)

Paylaş

16 Aralık 2010 Perşembe

Kocamaaaan bir özür

Çok özür kuzucum,
Hem önünden hem arkandan konuştum..
Doktor teyze geniz akıntını geçirmek için ağızdan ilaç vermeyelim boşuna, boğaz fısfısı deneyelim dediğinde "sıktırmaz" dedim, duydun.
"O zaman maske ile solutun, bence anlatırsanız yapar" dedi.
( Çünkü hemen bir iki dakika önce nefes al Arda' cım derin derin demiştik ve almıştın. )
"Deneyelim ama zor" dedim, onu da duydun.
Evrim teyzene yaptırmaz mümkün değil dedim, bunu duymadın ama :)
Çok eğlenceli ayıcıklı baloncuku bir maske geldi eve, hepi topu 5 nefes alıp vereceksin, bir kaç saniyelik iş,,
Oyun dedik, oyuncak dedik ikna edemedik,
Uyurken deneyelim dedik, kızdın bozuldun,
E haklıydın uykuda kim ister burnuna birşey dayanmasını..
Sonra dün akşam uykunun en tatlı yerinde uyanıverince öksürükten,
hadi dedim bak buna 5 kerecik hoh yaparsan geçecek öksürüğün,
burnun da geçecek,
ilaç bu annecim, aynı içtiğin şuruplar gibi..
Öksürüğün geçene kadar her gün yapmamız gerekiyor..
Kendin de yapabilirsin hem..Bana ihtiyacın bile yok..
Bak üzerindeki ayıcık da yapıyor, ben de yapıyorum bak,
"Nimon da yapsın mı?" dedin. Limon da yaptı, bir iki hoh..
15 dk kadar konuştum sanırım sen de dinledin..
Sonra kendin alıverdin eline dayadın burnuna hem de tam bir profesyonel gibi, hohlayıverdin 5 kere ve "bittiii "dedin.
Yattın uyudun sonra.
Çok özür annecim, çocuk sandım ben seni? Kanarsın sandım..
Halbuki istediğin adam gibi bir açıklama imiş sadece..

Her sabah soruyorum rüya gördün mü diye.
Rüya ne demek biliyor mu acaba diyorum içimden.
Arda' ca cevaplar alıyorum senden, her sabah.
Gördüm , görmedim, anne gördüm, araba gördüm diye..
Sorduğum için atıyor muhtemel diyorum ama konuşuyoruz yine de rüyanın üzerine.
Neredeydi ne yapıyordu vs diye.
Bu sabah yine sordum.
Gördüm dedin.
Ne gördün dedim.
Doktor teyze gördüm , beni muayene etti dedin :)
Eee gecenin köründe anlatırsam sana ilaçmış öksürükmüş, rüyanda da göreceğin doktor olur tabi :)
Buna da kocaman bir özür tospacım, şimdiye kadar anlamadığını düşündüğüm için.. :)
Paylaş

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails