Oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2012 Pazar

Gösteri Zamanı

Biraz geniş alan bulduğunda gösteri başlıyor.
Önce birşeylerin arkasına saklanıyor. Gösterinin başlaması için kocaman bir alkış istiyor, sonrası uydurmaca. Bazen şarkı, bazen kendince dans, bazen kocaman ayı yada minicik farecik..
Alanın genişliği ne kadar büyükse kendini oyunda kaybetme olasılığı o kadar fazla.. Bir de seyirci sayısı önemli tabii..
İki hafta önce Bümed' teki şenlikte sahneyi boş bulunca şapşal şapalak dans etmişti uzunca orada..Sahneden aşağı bakmak mı hoşuna giden, işin adının gösteri olması mı, kendini gösterme çabası mı bilinmez.. Ama bu aralar her yer sahne, her oyun gösteri..
Dün de benzer şekilde Özgürlük Parkı' ndaki konserde, isterse ortadaki alanda dansedebileceğini söylememle koltuklardan aşağı attı kendini.. Oysa ki geçen yaz bu çocuk, dansın çocukları coşturduğu nice mecrada seyirci olmayı yeğlemişti.
Ne fotoğraf ne video hiç bir şey yok elimizde, çekemedik, oysa kendini seyrettiğinde de bir o kadar mutlu oluyor nedense..Gürol' un çektiklerini alabilirsek eğer, ben asıl onları seyrederken O' nun yüz ifadesini kayda almak istiyorum..
Bazen kapalı televizyon ekranında , bulursa aynada, hiç bir şey bulamazsa bizim gözlük camlarımızda binbir mimik ve hareket deniyor.. Ne var ki pek bir kazma laf aramızda. Mimikler iyi ama büyük hareketlerde pek fena :) 



5 Nisan 2012 Perşembe

Zülafanın boynunu yapamasaymış..

Dün akşam koltukta uyumuşum. Uyuma kısmı hiç yapmadığım şey değil ama Arda' yı evde başıboş bırakıp uyumak bir ilk!
Hoş o benim totomdan düşmüyor evin içinde, onu başı boş bırakmak gibi bir şey bu yüzden pek mümkün değil. Lakin dün akşam Çağlar yok, ana- oğul sokak - oyun -  yemek serenadlarını tamamladıktan sonra ben nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde uyuyakalmışım. Halbuki konuşuyorduk, legodan civciv olur ama kuyruğu yukarı bakıyor nasıl olacak filan diye.. Legodan at yapıp , kendisine kapladan hara yapma civarlarında ben uyku diyarına geçtim sanırım. 
Yarım saat belki kırkbeş dakika bir güzel kestirmişim. Gözümü bir açtım, karşımdaki manzara aşağıdaki gibi ( telefonla nasıl dibdibe yaşıyorsam!!, yattığım yerden şipşak foto)... Hiç kışt dememiş yavrum bana yazık. Sabahları tepemize dikilip uyanma saaaatiii diye bağıran çocuk, bakmış anneden ona yar olmuyor ses etmemiş heralde.

Annecim uyandırsaydın ya beni, uyuyakalmışım burada dedim. Zülafanın boynunu yapamasaydım uyandılacaktım daaa, yaptım! dedi. 
Çok vicdan yaptım çok..




28 Mart 2012 Çarşamba

Funny Mat

Bu şeffaf resimli padin adı Funny Mat.
Bunun gibi minikleri, bir de kocamanları var. Baykuşlusu, kedilisi, evlisi ve daha başka başka birşeylisi diye devam eden bir seri. Dilediğinizce boyayabilir, yada masa üstünde parmak boya, hamur vs. gibi oyunlarda koruyucu olarak kullanabilirsiniz.
Gazlı kalemle, yani bildiğiniz keçeli kalemle boyuyorsunuz, sonra yıkıyorsunuz, sonra bir daha boyuyorsunuz..
Böyle bir döngüye girince çıkması zor oluyor ama eğer sıpanın kendi kendine güvenli olarak yıkayabileceği bir düzeneğiniz varsa, boyamaktan çok yıkamayı seveceğini, boyaların üstünden akmasını seyredebilmek için tekrar tekrar boyayabileceğini evdeki tecrübeye dayanarak söyleyebilirim..
Hatta bu akşam biz bu dinozorlarla duş yaptık, varın gerisini siz düşünün :)







2 Ocak 2012 Pazartesi

Mozaik Oyunu

Geçen haftalarda Toyzz Shop' ta Evrim' in bahsettiği SES marka hobi oyuncaklarını görünce, yine onun denemiş olduğu mozaik oyununu almıştım. Acil durumlarda açılmak üzere bekliyordu..
Bugün durum çok acil olmasa da, hasta babayı oğlanın gazabından bir miktar kurtarmak hem de kendi işlerimi en kısa zamanda kotarabilmek için kahvaltı sonrası çıkardım ortaya.

Bir taşla hem hasta çocuğu dinlendirmek, hem oyalamak, hem zaman kazanmak, hem de ince motor bıdıbıdısı olmak üzere pek çok kuş vurduk sayesinde..
Üstelik çok da uygun bir fiyata..
Deneyin derim :)





12 Aralık 2011 Pazartesi

Kat Karıştır - Yap Yakıştır

Masal ve hikaye canlandırıyor musunuz siz de?
Bazen masalın içine girip, herhangi bir karakter olup, bazen de dışında durup her bir karekteri ve ortamı yaratarak?
Bu yeni oyun ve son günlerde görmeyi en çok sevdiğim kareler bunlar işte..
Farklı oyuncakları bir araya getirip, karıştırarak oynamakla başlayan sürecin ( tren istasyonu yapmak için başka bir oyuncağı kullanmak gibi ), bu kadar keyifli bir yere varacağını düşünmemiştim..
Sakar Cadı Vini' nin Doğumgünü Mizanseni
Kalemler: Çimenlere bırakılan hediyeler
Dikdörtgen ve çıkıntıları: Bahçedeki labirent
Kuleli Platform: Zıplama Kalesi
Lego Adamlar: Kuzen Püskül ve Marmelat Dayı
Yerdeki Korsan: Korsan
Hamurlar: Pasta ve diğer yiyecekler
Kadraja girmeyenler: Sakar Cadı Vini ( bir el kuklası ) ve kedisi Vilbur (lego kedisi)

3 yaşın kıpır kıpır zihninin ürünleri benim 33lük hantal beynimi de zorla, dürte dürte hareketlendiriyor ya , ben onu seviyorum asıl..


29 Kasım 2011 Salı

Birşeycilik Akşamları

Evcilik oynamayı unutmuşum..
Nasıl uyutuyorduk bebekleri, nasıl yedirip içiriyorduk?
Plastik çay takımları ile çay yapıp, masuscuktan içiyorduk ama nasıldı?
Bunları okuyan bir kızım var sanabilir ama evcilik oynamayı çook seven bir oğlum var benim, bir de bebekleri.. Baba oluyor, abi oluyor, amca oluyor, oluyor da oluyor..
Babası evde yoksa o baba ben anne oluyorum genelde.
Hatta Deniz bebek aşkına bazen o Ozan ( gerçek Deniz'in babası ) ben Canan ( gerçek Deniz' in annesi ) bile olabiliyoruz. Elindeki plastik, çıplak, uyduruk bebek ise Deniz bebek..Sonrasında takılıyoruz. Seviyoruz, oynatıyoruz, ağladığında eline oyuncak veriyoruz , böyle uzayıp gidiyor senaryolar.. Ama hep çok seviyoruz bebeği. Okşuyoruz, neyi yapmak istediğini yada istemediğini soruyoruz.
Eğer baba evdeyse o zaman o da büyükbabası oluyor bebeğin.. Mutfak bezlerinden kundak yapıyoruz bazen..
Bazen de bu uyduruk market bebeği ( evet çocuk bebek seviyor ve biz eline şöyle güzel bir bez bebek veremedik hala ve hala, ne ayıp ya! ) sadece Arda' nın bebeği oluyor, adı da Sıpal oluyor o zaman. Sıpal ne demek hiç birimiz bilmiyoruz ama bir adı var ve o isim Sıpal! İşte Sıpal olmadığı zamanlarda da ya Deniz, ya Öykü, ya Ela .. Bir şey oluyor, bir kimliğe bürünüyor mutlaka.. Oyunlara dahil oluyor..
Bu şekilde oynadığı çok sayıda peluş hayvan da var, bir köpek, bir kedi, bir koyun ve hatta bir yılan..Ha bir de salyangozlar var.
Kafalarını sevip, konuşturduğu..
Bebeği anlayabiliyordum ama peluş hayvanların çocukların dünyasında nerede olduğunu anlayamıyordum, taa ki Arda benim peluş oyuncaklarım ile bu kadar içli dışlı olana kadar.. Onları giydirip, arabaya bindirip dolaştırana kadar..
Evcilik, okulculuk, marketçilik, itfaiyecilik, tamiratçılık, aşçılık, öğretmencilik gibi sürü sepet oyun yarattığında pek çok şey gözlemliyoruz. Önce kendimizi, sonra mesela öğretmenini, onunla nasıl konuştuğunu ve iletişim biçimini.. Sonra peluş hayvanları kendi arasında konuşturduğunda arkadaşları ile arasında geçen diyaloglara - büyük ihtimalle - tanık oluyoruz.. Garson, aşçı, itfaiyeci, kasiyer ve akla hayala gelmedik bir sürü karakterde ise o insanları nasıl gözlemlediğinin farkına varmak çok acaip bir his.
Bir de oyuncak bebek ve peluş hayvanlardan başlayıp bunların gerçeklerine uzanan bir sevgi gösterisi kısmı var ki, aynı ses tonu, aynı gülümseyen bakış, aynı nazik dokunuş.. Biz de mi böyle seviyoruz acaba bebeği, kediyi, köpeği diye düşünmeden edemiyorum bazen. Herhalde böyle seviyoruz.
Özellikle de kız arkadaşlara yada kız bebeklere karşı, kıyamamakla hayran olmak arasında kaldığı sevecen haller..
Ve sürekli bir yaratma hali ve olma hali, kaplumbağadan kuşa, kuştan balığa, balıktan prense..

İşte akşamlarımız, bizim takatimiz kalmayıncaya kadar herhangi bir -cilik oyunu daha sonra da biz pestil vaziyette otururken onun halıda legoları ile uzun uzun uğraştığı, uçaktan, itfaiyeye, ordan traktöre, ordan vinçe, hatta eyfel kulesine salındığı saatler ile geçiyor.
Legoyu icat eden amca cennete gidecekse bu benim sayemde olacak, dualarımı hiç eksik etmiyorum üzerinden..


20 Kasım 2011 Pazar

Uyuyan çocuk iyidir

Dünkü uzun öğle uykusu gece bize 11.30 civari artık ne yapacağını bilemeyen ama uykusu da yeni yeni gelen, vidaları gevşemiş bir çocuk olarak geri dönmüştü. 
Biz alışık değiliz öyle geç yatan çocuğa..
'Ah dostlar biz alıştırdık erken yatmaya' mevzusu değil bu.. Kendisi uyku sever bir bünye de ondan..
Bayram seyran misafir durumları hariç dokuz buçuk - on civarı sızmamış olursa - ki parmakla sayılır böyle geceler - bizde ( ben ve Çağlarda ) ayar kaçıyor. 
Dün gece evde arbede çıkmadan uyudu uyumasına ama bu gece kendisini dokuzda yatağa sokmayı kendimize görev bilmiştik. Neyse ki öğleden sonra kudurmasına olanak sağlayan Nil kızın doğum günü bu akşam daha dokuz olmadan kuzu kuzu yatmasına olanak sağladı..
Uyuyan çocuk, uykusunu alan çocuk, keyifli uyanan çocuk iyidir.. Uykusunu alamamış çocuğun gazabından korkarım ben :) 
Geniş alanı test etmece
 Totosunun bile sığmadığı düdük kadar bir araba ile hız yapmaca
Aynı araba ile balon biçmece, kimselere kaptırmamaca
 Boş anlarda koşmaca, atlamaca, zıplamaca
 Hacıyatmaza kafa atmaca
Pastadan şeker çalmaca
ve şekerleri hüpletmece
'Ve sakin bir keyifteyiz şimdi'  diye bitirecektim ki yazıyı ' Arda uyuyunca da evde ses kalmıyor yahuu, böyle de keyfi yok' deyiverdi koca kişisi.. Eh be kocacım dün akşam kendi kendine bu evde 9'da u-yu-na-caaak diye dolanan sen değil miydin? Ne yardan ne serden derler bu yaptığına..


12 Ekim 2011 Çarşamba

Nar

Rüyamda nar ayıkladım bir sürü,,
Rüyamdakiler bunun kadar kırmızı değildi, hatta belki az biraz pörsümüşlerdi bile,,
Sonra oturup gerçeğini ayıkladım,,
Sıpa kaşıklıyor narı,,
Ekşiyerek, çekirdeklerini buruşa buruşa yiyerek kaşıklıyor,,
Sonra ayıklarken düşündüm de kendim için değil narı ayıklamak, almazdım bile gidip,,
Şimdi nasıl bir itici güç ise bu hiç gocunmadan, üşenmeden tek tek döküyorum tanelerini,,
Bir de belki de sadece nar tanesi kadar olan, bugün var yarın yok dertleri de bu balonlar gibi şişirip büyütüyorum içimde,,
Sonra aynı bu balonlara yaptığımız gibi tek tek parmaklarımızla patlatıp yok ediyoruz hepsini ama nafile,,
Onca üfürükten sonra Arda' nın ağzına kaçan sabunlu su gibi acı bir tat bırakıyor bende,,
Halbuki ne saçma, şişirmesene kendini değil mi?
Bırak köpürecekse köpürecek zaten, olacağı varsa olacak,,

Ha bir de renklisini yaptık bu balonların daha sonra, onlarla ben de o kadar çok oynadım ki fotoğraf çekmek aklıma bile gelmedi.
Deneyin çok eğlenceli :)






7 Ekim 2011 Cuma

Kış tarifesi - Üç yaş tarifesi

Bir hafta oldu döneli..
Gittiğimiz gün iyileşti Arda.
Az eşya ile gidip daha azı ile döndük, bavulumuzdakilerin bir kısmını Deniz bebeğe, kova küreklerimizi balıklara bıraktık..
Hiç tatil fotomuz yok elimizde ama çok güzel dinlenmiş, dostları ile hasret gidermiş, bebek koklamış, balık kovalamış üç adet bünye var..
Üç senedir ilk defa, çocuğumu ' pek hareketli maşallah' diye seven insanlarla karşılaştım bu tatilde.. Bunun türkçesi 'pek yaramaz vah vah' mı demek oluyor diye düşündüm bir an ama, 'hareketli' sıfatını kazanmak için yaptığı şeyler konuşmak, soru sormak ve koşmaktan ibaretti..Şaşırdım ve eğlendim, hele ki bu sözü sarfeden teyzelere size kolay gelsiin deyip vedalaşınca daha bir eğlendim :)
Gelir gelmez kış tarifesine geçtik. 
Gece 1 de eve girip ertesi sabah 10.30'da Yapıncak'taydık. 
Yazın aralıklarla devam eden okul, tam gaza döndü. 
Kış tarifemizin vazgeçilmezleri yemek listesi ve Yapıncak aşkı, buzdolabı üzerinde yerini aldı hemen.
Arda biraz zor geçirdi bu haftayı, ağlamadı sızlamadı ama yeni geldim ben okuldan, yarın mı oldu, hani Hello' ya gidecektik, daha hafta bitmedi mi şimdi diyerek gitti sabahları..Pazartesi günü öğle uykusunu protesto edip, peki uyuma  o zaman diyen öğretmeninin yanında sızmış, uyanınca da neden beni uyuttun diye ağlamış mesela.. Bu krizin hemen sonrasında da ingilizce dersine girmek istemeyip dışarıda oturmuş ama aklı da içeride kalmış. Tefle ders yaptılar ama ben göremedim diyor. 
Okula yeni başlayan ve ağlayan arkadaşlarından da biraz etkileniyor. Her ne kadar onları avutsa da, öğretmenini çok kıskandığı ve ağlayan birisi olunca huzursuzlandığını öğretmeni ile olan konuşmalardan biliyorum.
İşin güzel tarafı şu ki akşamları çok keyifli dönüyor eve ve tüm günün özetini akşam kendisi geçiyor bize. Uyumadım, ağladım, derse de girmedim yada pasta yedik, şunu oynadık, bu şarkıyı öğrendik vs gibi. O gün kim gelmiş, kim gelmemiş, bahçeye çıkmışlar mı ne varsa hepsini tek tek anlatıyor. Yüzde 99 u doğru oluyor anlattıklarının. Okuldan eve notlar getiriyor, iletiler..Selin Hanım anneni kocaman öp dedi, gel öpücem yada Dilek öğretmenim kalemlik istedi bizden gibi..
Ve akşamüstleri oyunlara verdik kendimizi bu hafta. 
Babası gelene kadar önce mutfağı kolaçan etti. Kek bitmiş anne kek yapalım, kurabiye yapalım diyerek aşçılığa girişti. Yada daha bitmemiş bak var, bitince yaparız diyerek beni oyuna çekti. 


Aslında mutfakla ilgili iki derdi var, birincisi mikseri kullanmak, ikincisi de yaptıklarını okula götürmek. Ben zaten geçen kıştan beri menüye göre yapıp gönderiyordum okula ama bunları paylaşmanın keyfine varması hoşuma gittiğinden ses çıkarmıyorum. O istedi biz yaptık bu hafta. Bir de ısırdıklarını tekrar geri koymasa.. :)
Her akşamüstü mutlu mesut geçmiyor tabii, dalaşıyoruz arada. Benim de kızdığım anlar oluyor, bazen kendi yorgunluğum bazen de onun inadı yüzünden ses tonumu ayarlayamadığım anlar. En çok öyle zamanlarda farkediyorum, ağlamamak için nasıl da dikleştiğini, inadının nasıl da yüzünde belirdiğini, koca adam cümleleri ile bana cevap verip, gözyaşlarını, titreyen çenesini nasıl zapt ettiğini.
Gurur mu, yoksa öfkelendiği için, kendi lafını geçirmek istediği için mi yapıyor bunu bilmiyorum. Bildiğim çok zamandır ağlamıyor Arda. Ama ile başlayan yüzlerce cümle kuruyor da kendini koyverip ağlamıyor..Ne fena aslında..
Televizyon ve bilgisayarla hiç ilgilenmeyen oğlan bu hafta ilk defa 10 dk civarı birşeyler izleme sabrını gösteriyor, kendi talebi ile. Ama bu izleme seansları anneee bak sana anlattiim mi ne oldu diye sonlanıyor. Memnun muyum bilmiyorum..
Sabır ve dikkat süresinin uzadığını hissediyorum yavaş yavaş.
Bunun bir göstergesi tatil boyunca çook oyalandığı puzzle lar. Evde pek ilgilenmese de tatilde özellikle yemek öncesi ve sonrası zamanlarda, dinlenmek istediği aralıklarda çok oynadı. Okulda da canla başla yapıyormuş , nedense :) Canan' a bunu kapıp getirdiği için çok dua ettim. Her zamanki gibi başarılı bir seçim yapmıştı. :)

Bir diğeri de iki kişi karşılıklı oynanan oyunları sonuna kadar oynaması. Bu ay Meraklı Minik' in verdiği Kirpi Gözleme Oyunu' nu defalarca oynadık mesela. Bundan güç alıp bu tip oyunları ufaktan çıkarıyorum ortaya.
Sonuç olarak döner dönmez hızlı bir giriş yaptık hem okullu günlere hem de serin havaya,, 
Tüm bunların arasında bahçeli evimizi kapadık, oradaki arkadaşlarımızla vedalaştık. Eve bir sürü eşya taşıdık. Derlendik toplandık. 
Bu sonbahar benim için de, Çağlar için de yeni bir düzen ve tabii Arda için de.. 
3 yaşa bir ay kala deviniyor, değişiyor, bize de ayak uydurmak düşüyor..

Paylaş

7 Eylül 2011 Çarşamba

İmkansızı istemek: Üstünde birşeyi olmayan çanta

Arda' nın okula giderken kullandığı dev bir çantası var. Tabii ki kendi taşımıyor. Yedek giysi ve çamaşır haricinde bazen oyuncak bazen kitap da taşıdığı oluyor.
Ama artık eskisi kadar çok giysiye ihtiyaç duymuyor okulda. Altına kaçırmıyor, üstünü daha az kirletiyor. Eskiden boya yaparken boyalar boya önlüğünün altına bile girerdi, giysilerin kirlenmesi hiç bir zaman umrumda olmadı ama bakıyorum da şimdi önlüksüz olmalarına rağmen kazasız dönüyor.
Ve işin en önemli kısmı artık çantasını kendi taşımak istiyor, sadece kapıdan servise kadar bile olsa..
Kızlarla öğle buluşmasına gittiğim günlerde genelde kendime bir hedef ve rota belirliyorum, bayağı da iş hallediyorum. Bugünkü tek hedefim ise Arda' ya miniminnacık bir sırt çantası alabilmekti.
Ne var ki okulların açılmasının bu kadar yakın olduğunu ve çarşı pazarı animasyon karakterlerinin bastığını göz ardı etmişim.
Hayalimde küçük, mümkünse kırmızı ve olabildiğince düz bir çanta vardı. Askılarının rahat olması, sırtına oturması filan, bunları saymaya gerek yok zaten. Gelin görün ki, çantacıları, oyuncakçıları, her yeri ama her yeri Şimşek McQueen'ler, Ben10'ler ve ve daha niceleri istila etmiş.
Bir kaç yer dolandıktan sonra sorma gafletinde bulundum: Bu minik çantaların düz olanları bulunmaz mı sizde?
Adam öyle bir kahkaha attı ki dükkandaki herkes bana bakıyor sandım bir an.
Olur mu öyle şey dedi, çocuklar bunları çok seviyor, düz çantayı ne yapsın?
Hımm peki dedim ve kaderime razı oldum.
Çanta getireceğini beyan etmiş bir anne olarak, o zaman seçmem lazım dedim ve elemelerin sonucunda elimde sadece Sünger Bob' lu çantalar kaldı. Size de en masum, en kendi halinde, etliye sütlüye karışmayan animasyon karakteri Sünger Bob' muş gibi geliyor mu? :))))
Kendimi bu şekilde ikna ettikten sonra şu çantayı kaptım geldim eve.

Arda için Şimşek McQueen sadece ağzı olan bir araba. Kendisinden bir haber henüz. Şirinler, Ben10 ve diğerleri için de aynı şey sözkonusu. Saklamıyoruz ama sunmuyoruz da. Açıkçası o da ne televizyonla ne bilgisayarla çok ilgileniyor. Biliyorum ki ilgilense, biz sunmasak da seyredecek, soracak, isteyecek. Henüz o kıvama gelmedi sadece..
Arada çok bunaldığımızda Pepee ve Caiou açmaya çalışıyoruz, bayıldığımızdan değil, onları biraz olsun seyretmeye yeltendiğinden..
Geçen hafta Fügen Teyze gelirken Arda' ya bir şey getirmek istemiş ve bir oyuncakçıya girmiş. 3 yaşında erkek çocuğuna ne alabilirim sorusunun karşılığında eline ne olduğunu halen kavrayamadığım bir Ben10 karakteri vermişler. Çocuk kesin biliyordur bunu demişler. Kadıncağız da bir sürü para vermiştir muhtemel, almış gelmiş.
O garip yaratığı çekmemişim ama yerine Fügen Anneanne ile Arda var elimizde :)

Arda ile paketi açtığımızda dinazora benzeyen, dönüşüp arabavari bir şey olabilen yaratıkla, boynuzları olan simsiyah bir adam çıktı karşımıza. Arda aa bu dalgıç amca olsun, bu da onun dinozoru, birlikte dalsınlar diyerek oyuna girişti :) İyiki de girişti yoksa misafirimiz üzülecekti. 
Yine geçen hafta oyuncakçının vitrinine yığılmış olan Şimşek McQueen arabalarını görüp, aa ağzı olan kırmızı arabalar vaar diyerek mağazaya koşan sıpayı evde milyon tane kırmızı araba var ve hatta ağzı olan da var diye ikna etmeye çalışırken, gözüm vitrindekilerin etiketine ilişti. İnanamadım..
Başka minik bir oyuncakla çıktık oradan ama hala o arabaların o parayı hak etmek için nasıl bir numarası olduğunu merak ediyorum.
Lafın özü, yavaş yavaş tercihlerini ve beğenilerini belli etmesine rağmen halen kayıtsız kaldığı alanlar oluyor Arda' nın. O alanlarda, kırmızı sırt çantası gibi ufacık isteklerimizi bile elde edemiyoruz ne garip değil mi? Zaten zamanı geldiğinde evimize girecek olan binbir çeşit mahlukatı, henüz O istemiyorken almak, hem de ederinden daha yükseğe.. 
Ne diyeyim bilmem ki..
Kendimi alışveriş canavarı gibi hissettim..

Paylaş

18 Ağustos 2011 Perşembe

Sabah Keyfi ve Gecenin Mahsülü

Sabahları nemrut kalkan insanlar vardır ya hani, hah onlardan biri yetişiyor evimizde. Biliyoruz ki ne yaparsak yapalım, sabahları suyuna gitmeden, ayılıp, kendine gelmeden elleşmeyeceksin. Öyle ağlayayım, sızlayayım değil yaptığı.
Uyandıktan sonra önüne lap diye kahvaltı koymayacaksın mesela, biraz oynayacaksın artık her ne istiyorsa, o gün uykudan lego ile mi kalmış, tren ile mi kalkmış, puzzle ile mi belli olmaz, uyanır uyanmaz tuvalete götürmeyeceksin önce azcık dolanacak biraz..
Ama yok sen başlarsan koşmaya, giyin , çişini yap, hadi şundan ye azcık, ama şimdi lego olmaz baba işe gidecek cümleleri çıkarsa ağzından o zaman arıza moduna geçiyor işte..
'Sabah erken kalk -  suyuna git'  kuralını ne kadar bilsem de bazen bu sabah modları zorluyor beni de.. Çalışırken daha zordu. Belli saatte evden çıkmaya çalışmak ayılamamış çocuğu da bizi de geriyordu. Evde olunca azcık daha kolay ama sadece azcık daha..
Bu sabah tüm bu arıza ihtimallerini göze alarak, daha kargalar uyanmadan attık kendimizi Arda ile Bebek motoruna. Saat 10 olmamıştı Bebek parkındaydık. Serin, sakin, temiz..
Hakkını yemeyeyim, problem çıkarmadı ama ayılıp keyif almaya başlaması 11' i buldu beyimizin. Birşeyler içti, yedi, kumda debelendi filan baktım kendine gelmiş başlamış koşmaya.
Saat 2' ye kadar, parkta yapılabilecek ne varsa yaptık. Kendini aşıp halkalarda sallandı. Ayaklarından demirlere baş aşağı asıldı. Çimenlerde yattı, eğik ağaç gövdeleri üzerinde denge denge oynayıp sonra atçılığa çevirdi falan filan..Benim de totom onunla birlikte yer görmedi ama değdi. Yemeğimizi de yiyip kir pas içinde eve döndük.
Bir gün önceki park maceramızdan sonra! bu iyi geldi ve tabii ah makinem olsaydı dediğim bir sürü kare de içimde kaldı..
O karelerin yerine yukarıdaki katırı verelim ? :)
At niyeti ile yapılmış dün gecenin mahsülü ama her bir tarafı ayrı eğik oldu hayvanın, olsun Arda at diye oynuyor, çaktırmıyoruz :)

Paylaş



29 Temmuz 2011 Cuma

Denizler

Oğlumun hayatında bir 'Deniz' saltanatı hüküm sürüyor şu aralar. Büyük Deniz' ler, küçük Deniz' ler, bebek Deniz'ler ve tabii bir de gerçek , yüzülecek denizler ..
Parkta uluorta çıkıp Arda diye bağırsanız size dönüp bakacak olan çocuk sayısına hemen hemen eşit sanırım Deniz isimli çocuk sayısı ama bugün parkta Deniz' ler çoğunluktaydı ondan eminim :)
Hayatımızdaki Deniz' lerin sayıca çok olmasından öte bir de Arda'nın Deniz' leri var ki, onlar şahane işte..
Bir bebek Deniz'imiz var ki bizim evde arkasından ağlanan ilk ve tek çocuktur şimdiye dek. Üzerinden ay geçmiş olmasına rağmen, vermeye kıyamadığı tüm giysiler ve oyuncaklar, bebek Deniz için saklanmaktadır. Uçağa binilip bebek Deniz' e gidilmekte, ona şarkılar yazılmaktadır. Telefonda annesine alo' dan önce Deniz ne yapıyor diye sorulmaktadır. Öptüğü, kokladığı, özene bezene oyuncak seçtiğidir nedense..Belki aylar sonra gördüğümüzde Deniz artık bebek olmayacak , merakım o zaman nasıl bir tepki verecek acaba kendisine..
Bir de arkadaş Deniz var hayatımızda. İstisnasız en kötü gününde bile, uykusuz olduğu yada uykudan süründüğü anlarda dahi ve hatta bu sabahki gibi solundan kalkıp bana eyvah bugünü dar edecek dediğim günlerde bile yanında huzur bulduğu, rahatladığı hatta hiç bir çocuğa yapmadığı şekilde tabiri caizse 's...k yarıştırdığı' tek arkadaşı. Olmayan çişini Deniz' in uğruna ağaç diplerine yaptığı, arabasına bineceğim diye dudak büzüp, sonra e hani Deniz de bizim arabaya binecekti, yanıma oturacaktı diye ağladığı başka da yoktur şimdiye kadar.
Biraz hamurları benziyor sanki, ritmleri mi tutuyor desem.. Aynı kelime oyunlarına gülebiliyorlar ikisi de, karşıdakinin üzülmesinden de sevinmesinden de çok etkileniyorlar. Oyuncak paylaşma gibi dertleri olmuyor, el ver değiş tokuş yöntemi ile halleşiyorlar. Temkin, dikkat, ortamda olup bitene hakim olma hızları çok yakın birbirlerine..Birbirlerinin lafını kesip konuya devam edebilecek kadar anlıyorlar karşılıklı..
Bir de Arda' nın her söylediğine anında cevap veren kulağını çocukların her tınısına açık tutan Biranda' nın çok etkisi var Arda' nın bu rahat halinde. 
Tabii ki çocuklar ikisi de ve tabii ki düzleri olduğu kadar tersleri de oluyor ama bizim sıpa tersinde yada düzünde Deniz'in yanında genelde düzüne dönüyor.
Bu sabahı bir Deniz annesi ve bir Denizhan annesi ve cüceleriyle birlikte parkta geçirdik. Terledik, kuma bulandık ve hatta biz bir ara çişe bulandık ama suratsız kalktığımız bir sabahı daha düzüne çevirdik. 
Her annenin sırtında bir sırt çantası vardı ama kimse fotoğraf makinesi taşımayı göze alamamıştı, o yüzden güzel gözlü Denizhan ile koca gözlü Arda ve Deniz sıpalarının fotoğrafı yok , ama yol boyu Denizhan tüçüt ,taldeş o, Deniz atadaş diye anlatan, şu an itibari ile de uykusunda ' del del! anneee Deniz delioo' diye haber veren bir cüce var elimde.
Demek insan ister yedisinde ister 70 şinde olsun, isterse de 2 buçuk yaşında, içten gelen bir his ile yöneliyor diğer insanlara. Kimilerine uzak kimilerine yakın kalmayı tercih ediyor. Kimilerine temkinle yaklaşırken kimisine destursuz  sarılıveriyor..
Oğlumun beni bırakıp, arkadaş annesinin peşinden parka süzülmesi, 3 dakika sonra da geri dönmemesi , demek ki güvende ve rahat hissediyor olması güzelmiş. 
Yine yapalım :)


7 Temmuz 2011 Perşembe

Şişme Havuz

Kardeşim 2 yaşının yazında onu kimse denize sokmasın diye sahilde çorap ve botları ile gezerdi. Korkusuna karşı verdiği savaş ve bulduğu çözüm takdir edilmiş uzunca bir süre kimse kendisine dokunmamıştı ve tabii bir sonraki yaz çoraplar ve botlar mazi olmuştu çoktan.
Bir kaç hafta önce bizim sıpa havuza çemkirince biz de ses etmedik. Ayaklarımı sokucam dedi tamam dedik bıraktık kendi haline.  Geçen haftasonu ise denize de girmez heralde ama kumla oynasın en azından diyerek kendimizi attığımız sahilde Arda' yı sulardan topladık.
Tahminim en büyük fark ve güvenle kendini sulara atmasına neden ayağının yere değiyor olmasıydı.
Ne yazık ki yazımızın çoğunluğu denizin değil havuzun kenarında geçecekti. Hal böyle olunca suyla oynama keyfi yarım kalmasın diyerek şişme bebek havuzunu da çıkardık ortaya.
Ama sıpa ters işte , havuzu şişirip doldurduğum gün, ben de yüzücem diyerek gerçek havuza girme cesaretini gösterdi.
Yüzdü mü? Sayılmaz.
Kucak , köpük, şamata ve ürktüğü, kendi istediği her an anında havuz kenarına çıkarak günü geçirdi.
Eve döndüğünde de şişme havuzda arabalarını yüzdürmeyi tercih etti.
Ertesi gün yüzme faslında bir gelişme yoktu, yine kucak , hop hop zıp zıp biraz daha fazla suyun içinde kalma ama yine arada kendini havuz kenarına atma aktivitelerinden sonra şişme havuzunu bu sefer etkinlik alanı olarak kullanmaya karar verdi.
Son iki gündür ise bizim şişme havuz bebek banyosu, ördeklerin deresi, benzin istasyonu ve araba yıkamacı olarak hizmet veriyor. Arada da bahçede gezen hindilerin uğrak yeri olmaya devam ediyor.
İlerleyen günlerde kullanım şekilleri Defne ve Demir' in teşrifi ile eminim çeşitlenecek, belki biri kendisine havuz muamelesi yapar da içinde çimilmeden patlayıp gitmez.

Paylaş

21 Nisan 2011 Perşembe

Ne güzel bir şey lego denen şey..

Kim bulmuş legoyu?
Açıkçası iki satır da olsa google a yazıp , okuyasım yok.
Legoyu kim bulmuşa gelene kadar on yüz milyon şey var aklımda yapılacak. Dün akşam kocaya ağlıyordum, günleri uzatsınlar diye..
Ama kim bulmuşsa, acaip bir buluşa imza atmış derim.
İnsanın birbirine ekledikçe ekleyesi geliyor.
Bir de şurasına şunu eklesem diye diye bir bakmışsın oyuna dalmışsın.
Sonra etraftaki sessizliği farkedip kafayı kaldırınca, bir bakmışsın cüce de kendi oyuncaklarını yapıvermiş..
Vallahi de billahi de benim yaptıklarım ucube onunkilerin yanında.
Aklıma bir şey gelmiyor, üst üste ekleyip, soyut heykeller çıkarıyorum ortaya. Çocuğum ise gayet somut! Son günlerinin favorisi çöp kamyonu ve çöpçülerini hayata geçirmiş.
Bir başka akşam da okuldaki kahvaltı masası ve arkadaşlarını yapmış. Öyle diyor...
Kamyonu babadan kopyaladı onu biliyorum da masa tamaaamen kendi buluşu,, Adamları oturturken diğerlerinin yıkılması onu baya baya uğraştırdı, oyaladı..

Oğlumun Cancan' ı sen nefret ettin biliyorum ama iyi ki bir ara o legocuyu kendine kariyer basamağı yapmışsın, duacıyız :))
Bir de şu kodlarına yazılmış olanlar mevzuu var.
Arabaların yüzüne bakmayan çocuk, bulduğu her yüzeyde araba sürmekte şu aralar. Yol bulamayınca eski yöntem tuvalet kağıdından yol yapmış kendine, ama acıdım bu sefer, yııtılıo ama anne buu diye çok yakındı, gaddar anne eli değip bir yol, bir ray alamadı çocuğa

Çöpçü de oluyor sıkça, meslek seçimi şahane.
İlk arabam oyuncağı yürümesine yaramadı ama çok güzel bir çöp kamyonu oluverdi. Arkasına tırmandı mı, oldu sana çöpçü amca..Tek sorun evin her yerine bir şeyler atacakmışız, o da toplayacakmış çöpçü amcalar gibi.. Evin için buruşturulmuş peçeteden geçilmiyor..
Sen ne dersen, ne sunarsan sun, o sırası geleni, içinden geleni yapıyor işte,,
Biz de peşine takılıp çocuklaşıyoruz , çocuk olmaya çalışıyoruz çokça..

Paylaş

23 Mart 2011 Çarşamba

Karıştır - Mıncıkla

Ela kuzu boyaya kağıda düşmüş son günlerde, akşam dedikodusunu yaptık annesiyle.
Herşeyi ağzına soktukları 1 yaş civarı , meraklarının en tepede olduğu dönemde , insan elinde olmadan ürküyor, bu boyayı yer mi bu şimdi, hamuru dişler mi acaba diye..
Nitekim dişliyorlar da :)
Sonra hatırladım Arda' nın boyaya ilgisi, erken tanışmasına rağmen, yaşından bir kaç ay sonra anca başlamıştı. Oyun hamurlarını da yaş civarı vermiştim eline herhalde, parmak boyayı da az daha geç.. İlk başta tedirgin yaklaşmış, sonradan mıncıklamayı sevmişti.
Yağdan, pisten, kirden iğrenen, ona dokunmam, bunu tutmam diyen bir çocuk olsun istemedim hiç. Nitekim herşeye temkinli yaklaşan Arda, kuma, çamura, hamura, boyaya hep yavaştan yaklaştı.
İğrenmesin, huylanmasın diye de hep teşvik, bol alkış. Çünkü ailede var böyle bir damar. Eliyle yemek yemeyen, krem bile sürmeye iğrenen fertler..
Şükür ki şimdilik kendisi hamuru da, boyayı da, kumu da, çamuru da seven bir çocuk.

Son zamanlarda da mutfakta anneye eşlik ettiğinden farklı kokular ve farklı dokularla karşılaşıyor bol bol.
Hamur yoğuyoruz mesela, ayran karıştırıyor bazen, tahinle pekmezi karıştırırken çıkan şekillere, sonra da hepsinin tek renge dönmesine seviniyor, garip :) Una sokuyor elini bir avuç alıveriyor mesela, sonra ellerine bakıyor , beyaaz diye .
Mutlaka istiyor ki bir kaptan öbürüne konulacak bir şey varsa o yapsın, ama kaşıkla ama boca ederek. Ve mutlaka " tendi başına"  yapsın, yardım almadan..
En son "yok artık olmaz" diye kafamdan geçirdiğim ama hemen ardında sessizce olabileceğine karar verdiğim mıncıklama işlemi ise son bir kaç ayın en ilginç dokusuydu sanırım onun için.

Önce tedirginlik..
Sonra ben yaptım sevinci..
Yağlanan yere göğe, saça başa, una, baharata bulanan mutfağa değmez mi? :)

Paylaş

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails