29 Kasım 2011 Salı

Birşeycilik Akşamları

Evcilik oynamayı unutmuşum..
Nasıl uyutuyorduk bebekleri, nasıl yedirip içiriyorduk?
Plastik çay takımları ile çay yapıp, masuscuktan içiyorduk ama nasıldı?
Bunları okuyan bir kızım var sanabilir ama evcilik oynamayı çook seven bir oğlum var benim, bir de bebekleri.. Baba oluyor, abi oluyor, amca oluyor, oluyor da oluyor..
Babası evde yoksa o baba ben anne oluyorum genelde.
Hatta Deniz bebek aşkına bazen o Ozan ( gerçek Deniz'in babası ) ben Canan ( gerçek Deniz' in annesi ) bile olabiliyoruz. Elindeki plastik, çıplak, uyduruk bebek ise Deniz bebek..Sonrasında takılıyoruz. Seviyoruz, oynatıyoruz, ağladığında eline oyuncak veriyoruz , böyle uzayıp gidiyor senaryolar.. Ama hep çok seviyoruz bebeği. Okşuyoruz, neyi yapmak istediğini yada istemediğini soruyoruz.
Eğer baba evdeyse o zaman o da büyükbabası oluyor bebeğin.. Mutfak bezlerinden kundak yapıyoruz bazen..
Bazen de bu uyduruk market bebeği ( evet çocuk bebek seviyor ve biz eline şöyle güzel bir bez bebek veremedik hala ve hala, ne ayıp ya! ) sadece Arda' nın bebeği oluyor, adı da Sıpal oluyor o zaman. Sıpal ne demek hiç birimiz bilmiyoruz ama bir adı var ve o isim Sıpal! İşte Sıpal olmadığı zamanlarda da ya Deniz, ya Öykü, ya Ela .. Bir şey oluyor, bir kimliğe bürünüyor mutlaka.. Oyunlara dahil oluyor..
Bu şekilde oynadığı çok sayıda peluş hayvan da var, bir köpek, bir kedi, bir koyun ve hatta bir yılan..Ha bir de salyangozlar var.
Kafalarını sevip, konuşturduğu..
Bebeği anlayabiliyordum ama peluş hayvanların çocukların dünyasında nerede olduğunu anlayamıyordum, taa ki Arda benim peluş oyuncaklarım ile bu kadar içli dışlı olana kadar.. Onları giydirip, arabaya bindirip dolaştırana kadar..
Evcilik, okulculuk, marketçilik, itfaiyecilik, tamiratçılık, aşçılık, öğretmencilik gibi sürü sepet oyun yarattığında pek çok şey gözlemliyoruz. Önce kendimizi, sonra mesela öğretmenini, onunla nasıl konuştuğunu ve iletişim biçimini.. Sonra peluş hayvanları kendi arasında konuşturduğunda arkadaşları ile arasında geçen diyaloglara - büyük ihtimalle - tanık oluyoruz.. Garson, aşçı, itfaiyeci, kasiyer ve akla hayala gelmedik bir sürü karakterde ise o insanları nasıl gözlemlediğinin farkına varmak çok acaip bir his.
Bir de oyuncak bebek ve peluş hayvanlardan başlayıp bunların gerçeklerine uzanan bir sevgi gösterisi kısmı var ki, aynı ses tonu, aynı gülümseyen bakış, aynı nazik dokunuş.. Biz de mi böyle seviyoruz acaba bebeği, kediyi, köpeği diye düşünmeden edemiyorum bazen. Herhalde böyle seviyoruz.
Özellikle de kız arkadaşlara yada kız bebeklere karşı, kıyamamakla hayran olmak arasında kaldığı sevecen haller..
Ve sürekli bir yaratma hali ve olma hali, kaplumbağadan kuşa, kuştan balığa, balıktan prense..

İşte akşamlarımız, bizim takatimiz kalmayıncaya kadar herhangi bir -cilik oyunu daha sonra da biz pestil vaziyette otururken onun halıda legoları ile uzun uzun uğraştığı, uçaktan, itfaiyeye, ordan traktöre, ordan vinçe, hatta eyfel kulesine salındığı saatler ile geçiyor.
Legoyu icat eden amca cennete gidecekse bu benim sayemde olacak, dualarımı hiç eksik etmiyorum üzerinden..


3 yorum:

yaruze... dedi ki...

merhaba,
Geldim ve bir selam vermek istedim.
Çok şeker bir oğlunuz var maşallahhh.
Bize de beklerim :)

Itır dedi ki...

God bless Alfred Lego! :)

Alyamaya'nın Esra'sı dedi ki...

Bizde legocuyuz. Çok yaşa lego amca !

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails