Oyuncak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oyuncak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2012 Çarşamba

Funny Mat

Bu şeffaf resimli padin adı Funny Mat.
Bunun gibi minikleri, bir de kocamanları var. Baykuşlusu, kedilisi, evlisi ve daha başka başka birşeylisi diye devam eden bir seri. Dilediğinizce boyayabilir, yada masa üstünde parmak boya, hamur vs. gibi oyunlarda koruyucu olarak kullanabilirsiniz.
Gazlı kalemle, yani bildiğiniz keçeli kalemle boyuyorsunuz, sonra yıkıyorsunuz, sonra bir daha boyuyorsunuz..
Böyle bir döngüye girince çıkması zor oluyor ama eğer sıpanın kendi kendine güvenli olarak yıkayabileceği bir düzeneğiniz varsa, boyamaktan çok yıkamayı seveceğini, boyaların üstünden akmasını seyredebilmek için tekrar tekrar boyayabileceğini evdeki tecrübeye dayanarak söyleyebilirim..
Hatta bu akşam biz bu dinozorlarla duş yaptık, varın gerisini siz düşünün :)







2 Ocak 2012 Pazartesi

Mozaik Oyunu

Geçen haftalarda Toyzz Shop' ta Evrim' in bahsettiği SES marka hobi oyuncaklarını görünce, yine onun denemiş olduğu mozaik oyununu almıştım. Acil durumlarda açılmak üzere bekliyordu..
Bugün durum çok acil olmasa da, hasta babayı oğlanın gazabından bir miktar kurtarmak hem de kendi işlerimi en kısa zamanda kotarabilmek için kahvaltı sonrası çıkardım ortaya.

Bir taşla hem hasta çocuğu dinlendirmek, hem oyalamak, hem zaman kazanmak, hem de ince motor bıdıbıdısı olmak üzere pek çok kuş vurduk sayesinde..
Üstelik çok da uygun bir fiyata..
Deneyin derim :)





12 Aralık 2011 Pazartesi

Kat Karıştır - Yap Yakıştır

Masal ve hikaye canlandırıyor musunuz siz de?
Bazen masalın içine girip, herhangi bir karakter olup, bazen de dışında durup her bir karekteri ve ortamı yaratarak?
Bu yeni oyun ve son günlerde görmeyi en çok sevdiğim kareler bunlar işte..
Farklı oyuncakları bir araya getirip, karıştırarak oynamakla başlayan sürecin ( tren istasyonu yapmak için başka bir oyuncağı kullanmak gibi ), bu kadar keyifli bir yere varacağını düşünmemiştim..
Sakar Cadı Vini' nin Doğumgünü Mizanseni
Kalemler: Çimenlere bırakılan hediyeler
Dikdörtgen ve çıkıntıları: Bahçedeki labirent
Kuleli Platform: Zıplama Kalesi
Lego Adamlar: Kuzen Püskül ve Marmelat Dayı
Yerdeki Korsan: Korsan
Hamurlar: Pasta ve diğer yiyecekler
Kadraja girmeyenler: Sakar Cadı Vini ( bir el kuklası ) ve kedisi Vilbur (lego kedisi)

3 yaşın kıpır kıpır zihninin ürünleri benim 33lük hantal beynimi de zorla, dürte dürte hareketlendiriyor ya , ben onu seviyorum asıl..


29 Kasım 2011 Salı

Birşeycilik Akşamları

Evcilik oynamayı unutmuşum..
Nasıl uyutuyorduk bebekleri, nasıl yedirip içiriyorduk?
Plastik çay takımları ile çay yapıp, masuscuktan içiyorduk ama nasıldı?
Bunları okuyan bir kızım var sanabilir ama evcilik oynamayı çook seven bir oğlum var benim, bir de bebekleri.. Baba oluyor, abi oluyor, amca oluyor, oluyor da oluyor..
Babası evde yoksa o baba ben anne oluyorum genelde.
Hatta Deniz bebek aşkına bazen o Ozan ( gerçek Deniz'in babası ) ben Canan ( gerçek Deniz' in annesi ) bile olabiliyoruz. Elindeki plastik, çıplak, uyduruk bebek ise Deniz bebek..Sonrasında takılıyoruz. Seviyoruz, oynatıyoruz, ağladığında eline oyuncak veriyoruz , böyle uzayıp gidiyor senaryolar.. Ama hep çok seviyoruz bebeği. Okşuyoruz, neyi yapmak istediğini yada istemediğini soruyoruz.
Eğer baba evdeyse o zaman o da büyükbabası oluyor bebeğin.. Mutfak bezlerinden kundak yapıyoruz bazen..
Bazen de bu uyduruk market bebeği ( evet çocuk bebek seviyor ve biz eline şöyle güzel bir bez bebek veremedik hala ve hala, ne ayıp ya! ) sadece Arda' nın bebeği oluyor, adı da Sıpal oluyor o zaman. Sıpal ne demek hiç birimiz bilmiyoruz ama bir adı var ve o isim Sıpal! İşte Sıpal olmadığı zamanlarda da ya Deniz, ya Öykü, ya Ela .. Bir şey oluyor, bir kimliğe bürünüyor mutlaka.. Oyunlara dahil oluyor..
Bu şekilde oynadığı çok sayıda peluş hayvan da var, bir köpek, bir kedi, bir koyun ve hatta bir yılan..Ha bir de salyangozlar var.
Kafalarını sevip, konuşturduğu..
Bebeği anlayabiliyordum ama peluş hayvanların çocukların dünyasında nerede olduğunu anlayamıyordum, taa ki Arda benim peluş oyuncaklarım ile bu kadar içli dışlı olana kadar.. Onları giydirip, arabaya bindirip dolaştırana kadar..
Evcilik, okulculuk, marketçilik, itfaiyecilik, tamiratçılık, aşçılık, öğretmencilik gibi sürü sepet oyun yarattığında pek çok şey gözlemliyoruz. Önce kendimizi, sonra mesela öğretmenini, onunla nasıl konuştuğunu ve iletişim biçimini.. Sonra peluş hayvanları kendi arasında konuşturduğunda arkadaşları ile arasında geçen diyaloglara - büyük ihtimalle - tanık oluyoruz.. Garson, aşçı, itfaiyeci, kasiyer ve akla hayala gelmedik bir sürü karakterde ise o insanları nasıl gözlemlediğinin farkına varmak çok acaip bir his.
Bir de oyuncak bebek ve peluş hayvanlardan başlayıp bunların gerçeklerine uzanan bir sevgi gösterisi kısmı var ki, aynı ses tonu, aynı gülümseyen bakış, aynı nazik dokunuş.. Biz de mi böyle seviyoruz acaba bebeği, kediyi, köpeği diye düşünmeden edemiyorum bazen. Herhalde böyle seviyoruz.
Özellikle de kız arkadaşlara yada kız bebeklere karşı, kıyamamakla hayran olmak arasında kaldığı sevecen haller..
Ve sürekli bir yaratma hali ve olma hali, kaplumbağadan kuşa, kuştan balığa, balıktan prense..

İşte akşamlarımız, bizim takatimiz kalmayıncaya kadar herhangi bir -cilik oyunu daha sonra da biz pestil vaziyette otururken onun halıda legoları ile uzun uzun uğraştığı, uçaktan, itfaiyeye, ordan traktöre, ordan vinçe, hatta eyfel kulesine salındığı saatler ile geçiyor.
Legoyu icat eden amca cennete gidecekse bu benim sayemde olacak, dualarımı hiç eksik etmiyorum üzerinden..


7 Eylül 2011 Çarşamba

İmkansızı istemek: Üstünde birşeyi olmayan çanta

Arda' nın okula giderken kullandığı dev bir çantası var. Tabii ki kendi taşımıyor. Yedek giysi ve çamaşır haricinde bazen oyuncak bazen kitap da taşıdığı oluyor.
Ama artık eskisi kadar çok giysiye ihtiyaç duymuyor okulda. Altına kaçırmıyor, üstünü daha az kirletiyor. Eskiden boya yaparken boyalar boya önlüğünün altına bile girerdi, giysilerin kirlenmesi hiç bir zaman umrumda olmadı ama bakıyorum da şimdi önlüksüz olmalarına rağmen kazasız dönüyor.
Ve işin en önemli kısmı artık çantasını kendi taşımak istiyor, sadece kapıdan servise kadar bile olsa..
Kızlarla öğle buluşmasına gittiğim günlerde genelde kendime bir hedef ve rota belirliyorum, bayağı da iş hallediyorum. Bugünkü tek hedefim ise Arda' ya miniminnacık bir sırt çantası alabilmekti.
Ne var ki okulların açılmasının bu kadar yakın olduğunu ve çarşı pazarı animasyon karakterlerinin bastığını göz ardı etmişim.
Hayalimde küçük, mümkünse kırmızı ve olabildiğince düz bir çanta vardı. Askılarının rahat olması, sırtına oturması filan, bunları saymaya gerek yok zaten. Gelin görün ki, çantacıları, oyuncakçıları, her yeri ama her yeri Şimşek McQueen'ler, Ben10'ler ve ve daha niceleri istila etmiş.
Bir kaç yer dolandıktan sonra sorma gafletinde bulundum: Bu minik çantaların düz olanları bulunmaz mı sizde?
Adam öyle bir kahkaha attı ki dükkandaki herkes bana bakıyor sandım bir an.
Olur mu öyle şey dedi, çocuklar bunları çok seviyor, düz çantayı ne yapsın?
Hımm peki dedim ve kaderime razı oldum.
Çanta getireceğini beyan etmiş bir anne olarak, o zaman seçmem lazım dedim ve elemelerin sonucunda elimde sadece Sünger Bob' lu çantalar kaldı. Size de en masum, en kendi halinde, etliye sütlüye karışmayan animasyon karakteri Sünger Bob' muş gibi geliyor mu? :))))
Kendimi bu şekilde ikna ettikten sonra şu çantayı kaptım geldim eve.

Arda için Şimşek McQueen sadece ağzı olan bir araba. Kendisinden bir haber henüz. Şirinler, Ben10 ve diğerleri için de aynı şey sözkonusu. Saklamıyoruz ama sunmuyoruz da. Açıkçası o da ne televizyonla ne bilgisayarla çok ilgileniyor. Biliyorum ki ilgilense, biz sunmasak da seyredecek, soracak, isteyecek. Henüz o kıvama gelmedi sadece..
Arada çok bunaldığımızda Pepee ve Caiou açmaya çalışıyoruz, bayıldığımızdan değil, onları biraz olsun seyretmeye yeltendiğinden..
Geçen hafta Fügen Teyze gelirken Arda' ya bir şey getirmek istemiş ve bir oyuncakçıya girmiş. 3 yaşında erkek çocuğuna ne alabilirim sorusunun karşılığında eline ne olduğunu halen kavrayamadığım bir Ben10 karakteri vermişler. Çocuk kesin biliyordur bunu demişler. Kadıncağız da bir sürü para vermiştir muhtemel, almış gelmiş.
O garip yaratığı çekmemişim ama yerine Fügen Anneanne ile Arda var elimizde :)

Arda ile paketi açtığımızda dinazora benzeyen, dönüşüp arabavari bir şey olabilen yaratıkla, boynuzları olan simsiyah bir adam çıktı karşımıza. Arda aa bu dalgıç amca olsun, bu da onun dinozoru, birlikte dalsınlar diyerek oyuna girişti :) İyiki de girişti yoksa misafirimiz üzülecekti. 
Yine geçen hafta oyuncakçının vitrinine yığılmış olan Şimşek McQueen arabalarını görüp, aa ağzı olan kırmızı arabalar vaar diyerek mağazaya koşan sıpayı evde milyon tane kırmızı araba var ve hatta ağzı olan da var diye ikna etmeye çalışırken, gözüm vitrindekilerin etiketine ilişti. İnanamadım..
Başka minik bir oyuncakla çıktık oradan ama hala o arabaların o parayı hak etmek için nasıl bir numarası olduğunu merak ediyorum.
Lafın özü, yavaş yavaş tercihlerini ve beğenilerini belli etmesine rağmen halen kayıtsız kaldığı alanlar oluyor Arda' nın. O alanlarda, kırmızı sırt çantası gibi ufacık isteklerimizi bile elde edemiyoruz ne garip değil mi? Zaten zamanı geldiğinde evimize girecek olan binbir çeşit mahlukatı, henüz O istemiyorken almak, hem de ederinden daha yükseğe.. 
Ne diyeyim bilmem ki..
Kendimi alışveriş canavarı gibi hissettim..

Paylaş

18 Ağustos 2011 Perşembe

Sabah Keyfi ve Gecenin Mahsülü

Sabahları nemrut kalkan insanlar vardır ya hani, hah onlardan biri yetişiyor evimizde. Biliyoruz ki ne yaparsak yapalım, sabahları suyuna gitmeden, ayılıp, kendine gelmeden elleşmeyeceksin. Öyle ağlayayım, sızlayayım değil yaptığı.
Uyandıktan sonra önüne lap diye kahvaltı koymayacaksın mesela, biraz oynayacaksın artık her ne istiyorsa, o gün uykudan lego ile mi kalmış, tren ile mi kalkmış, puzzle ile mi belli olmaz, uyanır uyanmaz tuvalete götürmeyeceksin önce azcık dolanacak biraz..
Ama yok sen başlarsan koşmaya, giyin , çişini yap, hadi şundan ye azcık, ama şimdi lego olmaz baba işe gidecek cümleleri çıkarsa ağzından o zaman arıza moduna geçiyor işte..
'Sabah erken kalk -  suyuna git'  kuralını ne kadar bilsem de bazen bu sabah modları zorluyor beni de.. Çalışırken daha zordu. Belli saatte evden çıkmaya çalışmak ayılamamış çocuğu da bizi de geriyordu. Evde olunca azcık daha kolay ama sadece azcık daha..
Bu sabah tüm bu arıza ihtimallerini göze alarak, daha kargalar uyanmadan attık kendimizi Arda ile Bebek motoruna. Saat 10 olmamıştı Bebek parkındaydık. Serin, sakin, temiz..
Hakkını yemeyeyim, problem çıkarmadı ama ayılıp keyif almaya başlaması 11' i buldu beyimizin. Birşeyler içti, yedi, kumda debelendi filan baktım kendine gelmiş başlamış koşmaya.
Saat 2' ye kadar, parkta yapılabilecek ne varsa yaptık. Kendini aşıp halkalarda sallandı. Ayaklarından demirlere baş aşağı asıldı. Çimenlerde yattı, eğik ağaç gövdeleri üzerinde denge denge oynayıp sonra atçılığa çevirdi falan filan..Benim de totom onunla birlikte yer görmedi ama değdi. Yemeğimizi de yiyip kir pas içinde eve döndük.
Bir gün önceki park maceramızdan sonra! bu iyi geldi ve tabii ah makinem olsaydı dediğim bir sürü kare de içimde kaldı..
O karelerin yerine yukarıdaki katırı verelim ? :)
At niyeti ile yapılmış dün gecenin mahsülü ama her bir tarafı ayrı eğik oldu hayvanın, olsun Arda at diye oynuyor, çaktırmıyoruz :)

Paylaş



7 Temmuz 2011 Perşembe

Şişme Havuz

Kardeşim 2 yaşının yazında onu kimse denize sokmasın diye sahilde çorap ve botları ile gezerdi. Korkusuna karşı verdiği savaş ve bulduğu çözüm takdir edilmiş uzunca bir süre kimse kendisine dokunmamıştı ve tabii bir sonraki yaz çoraplar ve botlar mazi olmuştu çoktan.
Bir kaç hafta önce bizim sıpa havuza çemkirince biz de ses etmedik. Ayaklarımı sokucam dedi tamam dedik bıraktık kendi haline.  Geçen haftasonu ise denize de girmez heralde ama kumla oynasın en azından diyerek kendimizi attığımız sahilde Arda' yı sulardan topladık.
Tahminim en büyük fark ve güvenle kendini sulara atmasına neden ayağının yere değiyor olmasıydı.
Ne yazık ki yazımızın çoğunluğu denizin değil havuzun kenarında geçecekti. Hal böyle olunca suyla oynama keyfi yarım kalmasın diyerek şişme bebek havuzunu da çıkardık ortaya.
Ama sıpa ters işte , havuzu şişirip doldurduğum gün, ben de yüzücem diyerek gerçek havuza girme cesaretini gösterdi.
Yüzdü mü? Sayılmaz.
Kucak , köpük, şamata ve ürktüğü, kendi istediği her an anında havuz kenarına çıkarak günü geçirdi.
Eve döndüğünde de şişme havuzda arabalarını yüzdürmeyi tercih etti.
Ertesi gün yüzme faslında bir gelişme yoktu, yine kucak , hop hop zıp zıp biraz daha fazla suyun içinde kalma ama yine arada kendini havuz kenarına atma aktivitelerinden sonra şişme havuzunu bu sefer etkinlik alanı olarak kullanmaya karar verdi.
Son iki gündür ise bizim şişme havuz bebek banyosu, ördeklerin deresi, benzin istasyonu ve araba yıkamacı olarak hizmet veriyor. Arada da bahçede gezen hindilerin uğrak yeri olmaya devam ediyor.
İlerleyen günlerde kullanım şekilleri Defne ve Demir' in teşrifi ile eminim çeşitlenecek, belki biri kendisine havuz muamelesi yapar da içinde çimilmeden patlayıp gitmez.

Paylaş

21 Nisan 2011 Perşembe

Ne güzel bir şey lego denen şey..

Kim bulmuş legoyu?
Açıkçası iki satır da olsa google a yazıp , okuyasım yok.
Legoyu kim bulmuşa gelene kadar on yüz milyon şey var aklımda yapılacak. Dün akşam kocaya ağlıyordum, günleri uzatsınlar diye..
Ama kim bulmuşsa, acaip bir buluşa imza atmış derim.
İnsanın birbirine ekledikçe ekleyesi geliyor.
Bir de şurasına şunu eklesem diye diye bir bakmışsın oyuna dalmışsın.
Sonra etraftaki sessizliği farkedip kafayı kaldırınca, bir bakmışsın cüce de kendi oyuncaklarını yapıvermiş..
Vallahi de billahi de benim yaptıklarım ucube onunkilerin yanında.
Aklıma bir şey gelmiyor, üst üste ekleyip, soyut heykeller çıkarıyorum ortaya. Çocuğum ise gayet somut! Son günlerinin favorisi çöp kamyonu ve çöpçülerini hayata geçirmiş.
Bir başka akşam da okuldaki kahvaltı masası ve arkadaşlarını yapmış. Öyle diyor...
Kamyonu babadan kopyaladı onu biliyorum da masa tamaaamen kendi buluşu,, Adamları oturturken diğerlerinin yıkılması onu baya baya uğraştırdı, oyaladı..

Oğlumun Cancan' ı sen nefret ettin biliyorum ama iyi ki bir ara o legocuyu kendine kariyer basamağı yapmışsın, duacıyız :))
Bir de şu kodlarına yazılmış olanlar mevzuu var.
Arabaların yüzüne bakmayan çocuk, bulduğu her yüzeyde araba sürmekte şu aralar. Yol bulamayınca eski yöntem tuvalet kağıdından yol yapmış kendine, ama acıdım bu sefer, yııtılıo ama anne buu diye çok yakındı, gaddar anne eli değip bir yol, bir ray alamadı çocuğa

Çöpçü de oluyor sıkça, meslek seçimi şahane.
İlk arabam oyuncağı yürümesine yaramadı ama çok güzel bir çöp kamyonu oluverdi. Arkasına tırmandı mı, oldu sana çöpçü amca..Tek sorun evin her yerine bir şeyler atacakmışız, o da toplayacakmış çöpçü amcalar gibi.. Evin için buruşturulmuş peçeteden geçilmiyor..
Sen ne dersen, ne sunarsan sun, o sırası geleni, içinden geleni yapıyor işte,,
Biz de peşine takılıp çocuklaşıyoruz , çocuk olmaya çalışıyoruz çokça..

Paylaş

22 Mart 2011 Salı

Parmak Kukla

Bu komik deniz canlıları  nev-i şahıslarına münhasır parmak kuklalar. Yapı market kuklası da desek olur :) Doldurmuşlar bir torbaya , yanında gözleri, üzerindeki süsleri filan, hepsi bir torbanın içinde. 
Kendilerini hayata geçirmek için Arda' nın uzun uzun uyuduğu yağmurlu öğleden sonrayı seçtik annemle.
Çünkü aslında kendimize aldık işte! Biz oynayalım diye, süsleyip yapıştırıp, sonra da Arda' ya oynatalım diye.
 
Lego parçalarını parmağına takıp , parmak kukla yaparak konuşturan sıpa, uyanınca bu güzelim kuklaların yüzüne bakmadıysa da, bir iki gün içinde bakıyorum da yavaştan göze girmeye başlıyor bizim kuklalar :)



Paylaş

24 Aralık 2010 Cuma

Çocuk Oyuna ve Oyuncağa Sevinir

Evet, çocuk isterse odası ağzına kadar oyuncak dolu olsun, yine de paketten çıkan oyuncağa sevinir. Aynısının tıpkısı elinde olsa bile sevinir. Bazı dönemlerde kitap , boya ve defter de oyuncak kapsamına girer, bunlara da sevinir.
Dün akşam babanemizin bir ahbabı geldi bize oturmaya.
Kendi yaptığı bir hediye paketinin içine 6-7 tane minik araba koymuş, otobüs, çimento kamyonu, bir vinç, otomobil..Hepsinin bir benzeri hatta bir tanesinin aynısı var evimizde.
Ama o paketin içinden çıkan her bir araba "aaa otobüs de vaamııısss, aaa cimento tamyonu da vaaamısss" nidalari ile incelendi, hepsi bir anda kucağa alınmaya çalışıldı, odaya taşındı , geri taşındı, yarıştırıldı, oynandı da oynandı..
Demeye çalıştığım çocuğa hediye alınmalı, alınmamalı, yada eve her gelenden bir beklentisi olmamalı kısmı değil. Evet tabii ki kapıdan her girene bana ne getirecek gözü ile bakmamalı, hediyenin de bir zamanı olmalı. Hatta mümkünse gereksiz yere hediye getirilmemeli çocuğa.
Bir arkadaşım, doğum gününde hediye olarak kıyafet götürdüğü miniğin paketi açınca ağlamaya başladığını anlatmıştı. Bu da çok normal değil belki, sana getirilene sevinmeyi, teşekkür etmeyi, hediye almanın ve vermenin değerini de öğretmek gerekiyor çocuğa.
Hep diyoruz evimize gelenlere bir şey almayın Arda' ya, siz gelin, oynayın onunla, konuşun, onun oyunlarına dahil olun. Başka bir şeye ihtiyaç yok.
Zaten çocuk eve gelen her insana seviniyor. Elinde bir paket olmasına gerek yok sevinmesi için.
Ama bir paket varsa eğer işte o zaman o paketten oyuncak çıkarsa gerçekten seviniyor ..İster minicik olsun, ister kocaman,ister en uyduruğundan , ister elde yapılmış ,ister dışarıdan alınmış farketmez..
Seviniyor işte.
Bildiğim bütün çocuklar buna seviniyor..
Bir rüzgar gülü yada kağıttan yapılmış bir kurbağa olsa mesela, yada teknolojinin son harikası olsa hiç önemli değil..
Aynı şekilde sizin ona yaptığınız oyuncaklara, yada oyun kursun diye ortaya çıkardığınız değişik ev eşyalarına da seviniyor.
Dayısının kocaman bir karton kutu ile  yapılabileceklerden bir kaçını göstermesi, o karton kutu ile günlerce oynamasına, binbir şekle sokmasına ve aslında dayısının onda hiç ama hiç unutulmayacak bir hatıra bırakmasına vesile oldu.
Karton kutular saklanıyor şimdi dayı için, birlikte oynamak için..
Bunları gördükçe artık daha bir dikkat ediyorum, hediye ne zaman götürülmeli, götürülmemeli mevzuuna. Anne babanın hediye istemediği durumlara saygı duyuyorum, almıyorum o zaman hediye, benden ona bir anı kalsın diye parmak oyunu öğretiyorum mesela miniğe.
Aynı saygıyı hediye istedikleri durumlara da göstermek gerekiyor tabii.
Olabildiğince yaşına uygun olsun, ilgisini çeksin, ufkunu açsın diye kafa patlatıyorum. Götürdüğüm hediye çocuk içinse, çocuktan çok annesini sevindirmeye çalışmıyorum. Çocuk sevinsin istiyorum.
Tüm bunları beceremediğimde oluyor tabii, yine de bir süredir olabildiğince dikkat ediyorum bu hediye konusuna. Yeni yılın yaklaştığı, hediye çılgınlığının doruk noktasına ulaştığı bu zamanlarda özellikle önemli diye düşünüyorum.

Paylaş

5 Kasım 2010 Cuma

Hav hav aldı götürdü, geri de getirmedi:(

Seneler önce ilk defa yurtdışına çıktığımda getirdiğim bir peluş köpek vardı. Bir sürü peluş oyuncağım vardı aslında da işte bu köpekçik pek çirkin olmasına rağmen pek yumuşacıktı.O yüzden mi almıştım onu da çok hatırlamıyorum ama buraya kadar taşıdığımı çok iyi hatırlıyorum.Yıllardır öylece durdu, arada yıkandı temizlendi sonra yine oturdu diğerlerinin arasında. Sonra birden değer kazandı, Arda' nın favorileri arasına girdi, adını da Yumuş koyduk. El arabasında gezdiriyor, uyutuyor, onunla gezmeye parka gidiyor, bayağı bir oynuyordu.
Bu sabah evden çıkarken " Numuş' u da dötüyelim otula" deyince , onu da aldık yanımıza. Yolda bir sürü plan yaptık, Yumuş' u kimlerle tanıştıracak okulda, öğlen uyurken Yumuş da uyur belki Arda ile diye. Okulun önüne park edip arabadan inerken gözüme çarpan yavru köpeği gösterdim Arda' ya. Pek anlamam köpek cinslerinden , beyaz, minik, tasmalı, tertemiz bir şey. Belli ki sahipli, insana alışık, gelene gidene selam veriyor :)
Bizim de yanımıza geldi, sevelim, okşayalım derkeeeen, Arda' nın elinden Yumuş' u kaptığı gibi gitti köpekçik!
Ben da şaşırdım ama Arda benden daha çok şaşırdı. Deyi detiirsin Numuş' u diye yüzüme bakışı gitmiyor gözümün önünden..
Köpek kaçtı gitti. Biz okul kapısına geldik, bir süre öğretmenine hav hav ın Yumuş' u götürdüğünü söyledi , geri getirsin dedi, öğretmeni teselli etti biraz, oyun yapmış sana köpekçik, belki getirir geri arada kapıya çıkar bakarız , diyerek.
Ağlamadı, korkmadı ama çoook şaşırdı.
Bayağı dolandım ben oralarda, bahçe kapılarından içeri baktım, belki bir yere atmıştır diye bakındım ama köpek de pek sevmiş olmalı ki Yumuş' u almış götürmüştü evine..Malım çok kıymetli değildir benim, gidenin kırılanın kaybolanın arkasından çok üzülmem, takılmam, Arda da benim gibi, kendine ait olan şeyleri bilmekle birlikte, kayboldu, kırıldı diye çok da üzülmüyor ama bu sefer içinin gittiğini hissettim :(
Pazar günü doğumgünü oğlumun, yeni bir Yumuş bulmak farz oldu bana :) Yumuş' u da o köpekçiğe hediye ettiğimizi söylemek belkii, bilmem ki..

Paylaş

27 Ekim 2010 Çarşamba

Daha başka kaybedecek bir şey var mı acaba, varsa onun da hatrı kalmasın hemen ele alayım..

Çantamı evde unutup çıktığım gün bu son nokta demiştim.
Bugünkü durum pek onu aşamaz ama neredeyse yetişir hani..
Sabah ön sağ farın yanmadığını farkettim önce , e iyi dedim haftasonu hallederiz , yeter ki akşam çok karanlık olmadan dönebileyim eve..Sonra akşam dönüşte, şeytan dürttü derler ya o hesap, torpidoda olduğuna adım gibi emin olduğum ruhsatımı kontrol edeyim dedim, ruhsat yok..Ne oradan çıkardığımı hatırlıyorum , ne nereye koyduğumu. Tek bildiğim çook uzun süredir ruhsatın torpidoda olduğundan çok emin olup öylece İstanbul trafiğinde fıldır fıldır gezdiğim..
Hava kararmış tek farım yanmıyor, ruhsatım yok, deli trafik var, eve normal saatimden neredeyse 1 saat geç kalmışım ve yağmur yağıyor..Olmaması gereken son şey oldu ve arkamdaki adamcağız duramayıp güm diye vurdu.. Adamcağız diyorum çünkü kibarlıktan ölecek bir bey neredeyse..Neyse aman aman bir hasar yok, ne adamda hal var yağmurda duracak ne bende, arkamızdaki trafik uzamakta. Çok uzatmadık biz de,  zaten bin özürle birlikte bir sürü telefon adres isim vs verdi. Siz yaptırın ben ödeyeceğim diye, e peki dedim attım kendimi tekrar arabaya..Hani eskaza polis gelse suçlu çıkabileceğim bir olaydan hızlıca yırttım aslında. Ama asıl sorun bu kafa karışıklığından , unutanlıktan nasıl yırtacağım..Bilmiyorum ki..

Dün akşam ki ben adam oldum ispatından sonra bu akşam neşeli ve huzurlu karşıladı beni..Deeşik bişi oynayalim miii sorusuna karşılık da şu çubukları kafasını çıkardığımız tuzluklara attık ..Fena fikir değilmiş walla, baya sevdik biz,,



 Önce attık, sonra boşalttık, sonra ayırdık grupladık, en sonunda da saydık, baya iş çıktı plastik sayı çubuklarından :) Bu aralar herşeyi sayıyoruz biy-iti-üç! Her şey üç tane:)

Paylaş

7 Ekim 2010 Perşembe

Bu sabah dansımız gelmişti de , ondan geciktim?! İnandırıcı olur mu?


Bu fotoğrafı geçen yaz Beylerbeyi'nde sevgili Neslihan' ı beklerken çekmiştim. Temiz havada yaptığı sabah uykusundan yeni açtığı gözleri ile tepesindeki ağaca, ve o ağacın üzerinde muhtemel seçemediği ama geveze ötüşünü duyduğu kuşa bakıyor. 
Neslihan gelirken bir dolu da cici getirmişti Arda' ya o gün, hepsini kullandık, biz büyüdük ciciler küçüldü ama işte şu oyuncak o gün bugündür hala ortalarda. 
Bir süre pek oynamadığını düşünüp oynamadığı oyuncakları koyduğumuz sepete koymuştum. Geçen gece o sepeti döküverdi ortaya ve bunu bulup çıkardı tekrar. Daha küçükken yolculuklarda çok defa canımızı kurtaran bu oyuncak şimdi de radyo görevi görüyor, bulduğundan beri dans ediyoruz :) Düğmelerine basınca bilindik melodileri olan çocuk şarkılarını çalıyor. Bu sabah benim hazırlandığım süre boyunca düğmesine basıp bildiği ve beceremediği bütün dans figürlerini yaptı, şarkı bitince koşarak düğmesine bir daha basıp halının ortasına geri döndü. Arada anne de dansetsin diyerek beni davet etti ve ben eğlenmekten kameraya çekemedim.! 
Her gün dansediyoruz oysa biz ama kendi kontrolündeki müzik çalan bir alet çok mutlu etti Arda' yı. En huysuz olduğu sabahlardan biriydi bu sabah oysa, midesi kötüydü, burnu tıkalıydı, öksürüyordu ama işin içine müzik girince bir anda tüm sızılar unutuluyordu. Nesli'ciğimin kulaklarını bir kere daha çınlattık, bir kere daha teşekkür ettik ve işe geç kalmayı da göze alarak bayaa bir dansettik ve tabii geç kaldık! :)
Ve unutmadan son günlerdeki iki Arda favorisi Rengarenk ve Öp . :)

Paylaş

28 Eylül 2010 Salı

Hamurdan ne alırdınız?

Arda elinde ezilmiş dümdüz olmuş oyun hamuru ile mutfağa gelip ' yaamacuuunnn' dediğinde ne dediğini anlayabilmek için bir kaç saniye düşündüm , 'aa lahmacun mu yaptın? :)' Nerden biliyor yaw bu çocuk lahmacunu derken cevap geldi: 'Baba yaptı.' Birazdan gitti bu sefer korkunç! gözüken bir sosisli ile geri geldi.
Çağlar beyin karnı mı acıkmış, neden çocuğa böyle şeyler yapıyor vs vs diye eleştirel düşüncelerimi sıralarken, hamurdan fastfood lar gelip gidiyordu. Son nokta siyah hamurdan yapılmış kola şişesiydi. Onu görünce dayanamadım, git dedim babaya söyle bunun yanına bir de patates kızartması yapsın! Çok geçmedi patatesler hazırdı! Evin büyük çocuğu hamurlarla oynarken yaratıcılığı midesine sıkışmış bu akşam diyerek söylenmeyi sürdürdü iç sesim.
Hani güya biz yapmayacağız, o hem hayal gücünü geliştirecek hem de el becerisini ya, hani onun yaptıklarını kendi söylemediği sürece birşeylere benzetmeyeceğiz ya.. Nerdee? Bizim baba oturmuş hamurlardan lahmacun, hamburger filan yapıp, bir de anneye yolluyor..
Yoksa kıskanıyor muyum da dedim arada. Ben hamuru elime aldığımda top yapmaktan öteye gidemediğimden olsa gerek şimdi hamurdan pizzalar filan fazla geldi bana :) Sonra annemin Arda uyuduktan sonra oyun hamurlarından yaptığı minik kediler, çiçekler filan geldi aklıma, yok yok demek bu ailenin en beceriksizi benim diye düşünürken yapılabilecek fastfoodların da sonu geldi zaten.
Sonra bugün bir an aklıma gelip insanlar oyun hamurlarından neler yapıyor acaba diye şöyle bir arattım ve Play-Doh ' un envai çeşit yemek seti, barbekü seti, meyve pizza ve daha bir dolu şey yapabildiğiniz mutfak setleri ile karşılaştım.
Meğer kocamın hayal gücü midesinin değil, pazardaki talebin eseriymiş :) çok pardon çok pardon:)

Paylaş

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails