İlgimi Çekenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İlgimi Çekenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2011 Salı

40+

Kupkuru olmasa da çok kururum ben, cildim illa su ister nemlendirici ister. Kozmetikle aram da öyle ahım şahım değildir. Dönem dönem iyi  gelen, en azından tüm gün ikinci defa krem ihtiyacı hissettirmeyecek markaları kullanmışımdır ama tutarlı da değilimdir çok. Bilmem de, bir soran olsa kakılır kalırım. Çünkü o anda alırken sorup almışımdır ikinciye alırken de kutusu elimde giderim, o koskoca marka isimleri kalmaz aklımda.
Geçenlerde parfümerilerin birinde annem için bir şey ararken gözüme takıldı. Kremleri ayırmışlar 30+, 40+, 50+ diye.
Elimdekiler bitince bu markaya da bakarım diyerek çıktım oradan. Bir süre sonra gittim dikildim 30+ ların önüne,30+ ' um ya ben de :) Anladığımdan değil bakıyorum, kokluyorum. Gecesi, gündüzü yok göz çevresi..  Mağaza görevlilerinden biri geldi. Derdimi anlattım. Klasik konuşma başladı ama bunu kullanırken göz çevresini de kullanmanız lazım, o lazım bu lazım. Yok dedim o göz kaş ıvır zıvır kremleri bende hep çöp oluyor. Ben o eklerini almak istemiyorum.
Ben ayak direyince kız gözlerini yüzüme dayadı, baktı baktııı..
O zaman bu seriyi almayın sizin için hafif kalır, göz kenarlarınızda derin çizgiler var, size 40+ serisinden verelim! deyiverdi.
Kız göz çevresi kremi almıyorum diye bana gıcık mı oldu yoksa gerçekten çizgilerim derin mi diye her yerde aksime baka baka döndüm eve, + 40 larda torbada !!

22 Mayıs 2011 Pazar

Tursuz gidin, sora sora gezin ve mümkünse evlenin

Safranbolu' ya evlenmeden önce hiç gitmemiştim.
Benim için turistik bir yer, belki bir tura katılıp tek günde gezilecek minicik bir kasaba, bilemedin en fazla değişik bir haftasonu alternatifiydi.
Çağlar için ise tüm çocukluğu ve gençliği boyunca , araba ile on dakikada ulaşabildikleri ve çok canları sıkılınca gittikleri, haftasonları ise kalabalık olduğundan uzak durdukları bir mekandı Safranbolu.
Haftasonu gidince lokum getirirdi bana :)


Evlenme hazırlığımız sırasında çok da kafa yormayıp Safranbolu'daki bir otelde organize edilecek düğüne tamam demiştik. Ben hiç görmemiştim oteli, Çağlar' ın da çok fikri yoktu.
2006 senesinin 19 Mayıs' ında annem babam ve ben hem düğün öncesi aileler arası samimiyeti artırma turları çerçevesinde hem de nerede olacak düğün görsünler de gelin ve damat toptan olaya yabancı kalmasın diye kalkıp gitmiştik Safranbolu' ya.


Otel çok güzeldi ama Safranbolu daha güzeldi..
Çağlar' la oteli görüp sonra Safranbolu sokaklarında turlarken çay içmek için oturduğumuz bir Safranbolu evinin bahçesine hayran kaldık. Burada da düğün ne güzel olur, ah keşke filan derken kendimizi o akşam iki ailenin karşısında 'ama ee şey keşke o bahçede olsa düğün' derken bulmuştuk.
Onca hazırlığı iptal ettiler!
25 Haziran' da yapılacak düğünün o ana dek yapılan tüm hazırlığını 19 Mayıs' ta iptal etmiştik!
Ne ayıp etmiştik aslında ama haklarını yiyemem hiç bir aileden ses çıkmadı. Bir kere olsun demediler ki eh be çocuklar aklınız neredeydi..
2011 senesinin 19 Mayıs' ında, Arda' yı babaannenin oyunlarına teslim edip, düğünün yapıldığı bahçenin önünden bir kere daha yürüyüp daldık çarşı içine.


Orada düğün yaptığımız için, sevdiklerimiz bizim için onca yolu teperek geldikleri için, son bir ayda baştan organize edilen her şeyde bizim ve arkadaşlarımızın emeği olduğu için ve her gidişimizde başka bir köşesini sevip ve tabii keşfedip, bir miktar yalnız vakit geçirebildiğimiz için daha çok sever olduk Safranbolu' yu.
Bu sefer de bir başka güzel geldi gözüme..
Yağmur yüzüden daha az kalabalık ve bahar yüzünden daha çok çiçekli..


Hiç bitmeyen restorasyon çalışmalarının yanında yanmış güzelim bir Safranbolu evi de canımızı acıttı dolaşırken. Kimi evlerin içinde halen yaşam var, kimileri pansiyon olmuş. İçinde yaşananları tek tip olmayan perdelerinden, kimisi açık kimisi kapalı pencerelerinden hemen anlıyorsunuz. Pansiyon olarak işletilenler tabii ki daha bakımlı ama daha cansız geliyorlar gözüme.
Yine de manzara tadına doyulmaz güzellikte.
Tek görüntüyü bozan şey heryerde olduğu gibi çatılardaki çanaklar.
Onları da görmezden geldiğimde bu güzel manzara bir Heidelberg' de aynı tadı vermişti bana, bir da Amasya' da.


İlk fotoğraf 2006 senesinden, düğünün yapıldığı bahçeden bakınca gözükenler..
Diğerleri ise çarşı içindeki Boncuk Cafe' de oturduğum yerden gözüme takılanlar sadece.



22 Mart 2011 Salı

Parmak Kukla

Bu komik deniz canlıları  nev-i şahıslarına münhasır parmak kuklalar. Yapı market kuklası da desek olur :) Doldurmuşlar bir torbaya , yanında gözleri, üzerindeki süsleri filan, hepsi bir torbanın içinde. 
Kendilerini hayata geçirmek için Arda' nın uzun uzun uyuduğu yağmurlu öğleden sonrayı seçtik annemle.
Çünkü aslında kendimize aldık işte! Biz oynayalım diye, süsleyip yapıştırıp, sonra da Arda' ya oynatalım diye.
 
Lego parçalarını parmağına takıp , parmak kukla yaparak konuşturan sıpa, uyanınca bu güzelim kuklaların yüzüne bakmadıysa da, bir iki gün içinde bakıyorum da yavaştan göze girmeye başlıyor bizim kuklalar :)



Paylaş

16 Mart 2011 Çarşamba

Sabah Keyfi

Sabahın erken saatlerinde mutfağın kapısından bana şaşkın şaşkın bakan kocamı gördüğümde fotoğraf makinasını ayarlamaya çalışıyordum.
Şu “soyut”  afrikalı kadınları çekebilmek için..
Ama o bana ben ona gülmeye başlayınca, bu çıkmış bir tek ..Bunları alırken aralarına bir tane de yüzü gözü olan almak istedim de, satan çocuk “olmaz abla, bunların hepsi soyut”  deyince gülesim gelmişti..
Bence iyi de olurlardı yan yana ama çocuğu kıracağıma almadım “somut” olanını J
Çocuk haklıydı da ,  benim gözüme güzel gözükmüşlerdi sadece, soyut somut umursamamıştım.
Herkesten erken uyanmak, hele de hava güneşliyse, keyifli olmasının yanında , benim  oyunlarıma da zaman yaratıyor ya, pek seviniyorum.
Hem kalkabildiğime, hem de güneşli havaya..





Paylaş

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Anneye ev eşyası alma dayatması..!

Dün akşam eve dönüş yolunda radyoda mecburi olarak sekiyorum, reklamdan reklama geçiyor kanallar, ben kaçıyorum onlar kovalıyor sanki. Anneler günü diye haftalar öncesinden başlayan beyaz eşya, küçük ev aletleri, milyon tane ev eşyası reklamından yıkılıyor her yer.

Anneler gününde anneye ev eşyası alınmasına karşıyım, hatta çok kılım da denebilir.

Küçükken babayla işbirliği yapıp küçük ev aleti almışlığım vardır benim de ama kendi paramı kazanmaya başladıktan sonra , bir nevi aklım iyice erdikten sonra ı-ıh. Ortak kullanıma açık eşyalar neden anneler gününde "Anne'ye" alınsın ki?  Derkeeeen reklama girecek biliyorum ama Arzum' un reklamı kulağıma çalındı: " "Annenize hediye almanıza gerek yok, onu çok sevdiğinizi söyleyin yeter" gibilerinden tek bir cümle. Hah dedim biri akıl etmiş en sonunda bu şekilde sempati kazanmayı. Kahve makinelerini, meyve sıkacaklarını insanın gözüne sokmadan akılda kalmayı düşünebilmişler..

Geçen sene bizim anneler günümüzden .. Arda 6 aylık..

23 Mart 2010 Salı

Evdeki şempanze

Ben bu şempanze benzetmesine bayıldım.
Harvey Karp' ın Mahallenin En Mutlu Yumurcağını okudum bir çırpıda. Güle eğlene arada Çağlar' a da özet geçerek..
Çocuğun yürümeye başlaması ile gelişimindeki en büyük adımı attığını söyleyerek yürüme çağından itibaren sınıflandırmalar yapmış. 12-18 ay arası dönemde o bir şempanzedir diyor :)
'Elleri serbest kaldığı andan itibaren dokunabildiği herşeye dokunur, biraz konuşabilir ama fazlasını anlar, ses tonu, el işaretleri ve yüz ifadeleri ile iletişim kurar. İçinde bulunduğu dakikayı yaşar ve yaptığınız her şeyi taklit etmeye çalışır.'
Nasıl net bir özet :) İşte budur, evdeki durum, hayatımızdaki hareket, bizim evdeki taptatlı şempanze budur:
Aklımda kalan bir diğer nokta da kitabın 'Hayır' döneminin ilk sinyallerini 15 ay civari verdiği ve iki yaşına kadar bunun artarak devam ettiğini söylemesi. Biz bu direnişleri 2 yaşından sonra beklerken ve istemediği en ufak bir harekette çığlık kıyamet ağlamalarına, isteklerinin yerine getirilmesine sabır gösterememesine, her dediğinin o dakika yerine gelmediğinde tepinerek tepki göstermesine anlam veremezken , şimdi bunların birer öncü olduğunu bilmek ve bu dalgalar karşısında sağlam durmak gerektiğini hatırladım..
Okurken çok eğlendim, diğer dönemlerimizi yaşarken dönüp dönüp bakacağım eminim ..

19 Mart 2010 Cuma

..

Alyamaya'nın Esra'sı  mevsimlerdenroma' yı okuyorum demiş. İyi ki de demiş, bakınca sevdim. Meğer ne çok insan okuyormuş :)
Hani diyorum hazır gömleklere de sığmışken bu işin peşini daha mı sıkı takip etmeli? Ne yapmalı, ne etmeli?

14 Ocak 2010 Perşembe


Bugünlerde elimde iki kitap var.

1- Andersen Masalları


Çocukken aynı seriye ait üç kitabım vardı. Andersen' den Masallar, La Fontane Masalları, Ezop Masalları. Serinin adını hatırlamıyorum, pembe çerçeveli kapaklarını ve fablları hatırlıyorum daha çok. Bu kitabı görünce de dayanamadım,aldım. Okul öncesi için ağır tasvirleri var, şu anda tahmin edemediği biraz daha büyük bir yaş aralığı için uygun olabilir. Ama benim ve benim gibiler için çok uygun :)

Şimdi kendime her akşam bir masal okuyorum :)

2- Freud' a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu  - Catherine Mathelin




Otorite ve Zorbalık bölümünden:
 
"Ana baba otoritesi gereklidir, toplumumuzun bu gerçeği hatırlatmakta yetersiz kalması hastalık belirtisidir. Çocuğa saygı göstermek aynı zamanda ona sınırlar ve yasaklar koymak demektir. Çocuğun isteği göz önüne alınır, ama aynı zamanda, isteğinin gerçekleşmesinin neden o anda olanaksız yada sonsuza kadar yasak olduğu ona açıklanabilir. Bir isteğin varlığını kabul etmek ona boyun eğmek demek değildir. Çocuklar otoriteye duydukları ihtiyacı çeşitli şekillerde belli ederler. Şiddet yada saldırganlık göstererek yanıt vememiz her zaman yanlış olacaktır;ancak onlara bir yanıt vermemiz de gerekir.

...
Bir çocuğu eğitmek, yeni şeyler keşfedebilmesi için hayatının farklı dönemlerinde bazı şeylere izin vermemektir....Aşırı hoşgörü bir tür kötü muameledir; çocuğun büyümesini engelleyen, yapılması gerekeni yapmama tarzında bir kötü muamele..

Ona hayır dendikçe çocuk gelişme gösterir ve yeni olanaklar önüne serilir. Ancak ret yada yasak onu asla küçük düşürmemeli , gülünç duruma sokmamalıdır."
...
Bir çocuğa bir şeyi yasaklamak kişinin kendisinin de o şeyden vazgeçebilmesini gerektirir. Bir çocuğu anlık bir zevkten yoksun bırakmak için kendimizi de o zevkten mahrum edebilmemiz; çocuğumuzun bizi tatmin etmek için değil aksine bizden ayrılmak, bizi eleştirmek ve bağımsız yaşamak için var olduğunu kabullenmemiz gerekir. Ana babasını hiç eleştirmeyen bir çocuk onlara yapışır kalır ve büyüyemez."

28 Aralık 2009 Pazartesi

Bu öğlen çok keyifli bir mağazaya girdim. Şaşkınbakkalda Zekids.
Bizim tospalara ne bulsam diye bakınırken ara sokakta gözüme çarptı. İyi ki de girmişim, küçücük ama çok dolu bir dükkan. Envai çeşit kutu oyunu hem de 0-99 yaş arası herkese göre :))

Mutlaka uğranmalı , birşey alınmasa da göz gezdirilmeli , ben bayıldım. Oradaki bayan da çok ilgili, her sorumu tek tek cevapladı, zamanım olsa daha da kalırdım kendimize göre de bir oyun bulurdum belki :)
Tospalara ne aldığım ise henüz sürpriz ,onu da sonra yazarım :)

24 Aralık 2009 Perşembe

Grafitiii



Pek sevip pek özenmiştim bu grafiti mevzuuna, sonunda bir tane edindim. Dün gece de işi gücü bırakıp onu yapıştırdım duvara. Zaten günlerdir kutusunda bekliyordu. Önce  raflar takılacak,  altında kalan alana bakılacak sonra yapıştırılacaktı. Nitekim hayalimdekine çok yakın bir görüntü çıktı ortaya , yaşasın :)

14 Aralık 2009 Pazartesi

Kırmızı Sene



Ne bir ağaç, ne bir süs nede değişik bir kutlama yapma hevesim olmuştu bu seneye kadar. Bu sene bir heves bir heyecan bekliyorum yeni yılı, nedense? Beklediğim bir şey de yok yeni yılda olacak olan ama gözüm hep kırmızılarda,incik boncuk süslerde..

Baktım olmayacak aldım koydum bir minik çam, üstüne de taktım kırmızıları, her akşam bakıp bakıp mutlu oluyorum :)

Toplarını çok sevdi Arda, çıkarıyor çıkarıyor oynuyor, o uyuyor ben takıyorum geriye..Geçen akşam ışıklarını da yaktım, baktım bizimki dokunmadı ışıklı görünce :) Bu sene böyle bir değişik bekliyorum yeni yılı işte..

Belki kızlar gelir yılbaşı gecesi diye bir umut, ilk bebekli yılbaşı partimi veririm diye başka bir umut..

Gelsin bakalım 2010, ben kırmızılarımla bekliyorum bu sene onu.. Mutlu gelsin, umutlu gelsin, hepimize sağlıklı ve bol ışıklı gelsin..

12 Aralık 2009 Cumartesi

Pozitif Doğum Hikayeleri

Kendi tercihi olsun olmasın sezaryen ile doğum yapan her annenin içinde bir ukte midir normal doğum? Hadi ukte olmasın da bir " acaba " mıdır?

İlla normal doğum yapacağım diye bir tutkum yoktu ama beklemeye niyetliydim tospayı. Kendi istediği zamanda ve mümkünse en doğal yol ile doğsun diye diledim hep, olmadı. 28. haftada hastaneye yattım, sonra evde yattım, yok kordon dolandı yok tospa doğum pozisyonu almadı derken 36. haftada epidural sezeryan ile doğum yaptım.

Benim aklımda bir acaba kaldı , normal yoldan normal zamanda doğsaydı neler olurdu, daha mı iyi olurdu, ben daha mı başka hissederdim..Bunları da düşünmeyi yavaş yavaş bir kenera bırakmışken, Elif' in yeni bloğu http://pozitifdogumhikayeleri.wordpress.com/  daki hikayeler çok içime dokundu. Okurken biraz imrendim, çokça duygulandım, kendim ve oğlum adına az da olsa üzüldüm..

Teşvik edilmeli normal doğum en azından anneler sezeryana zorlanmamalı, normal doğum yapma isteğinden daha normal ne olabilir ki?

Bu blog normal doğum konusunda çok insana cesaret verecek, bebeğini kucağına almaya hazırlanan anneleri ortak bir duyguda buluşturacaktır eminim ve hatta ssvd konusunda aklı karışık pek çok anneye de rehber olacaktır. Ellerine sağlık sevgili Elif :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails