Yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2011 Pazar

Yemek yemek yemek..

Yemek yemek gündemim olan bir konu değil..
Az yemek yenir bizim evde..
Hani şöyle yiyeceği yemeği hayal eden, canı birşeyler isteyen, onu önünde bulunca iştahla yiyen, yanındakilerin de iştahını kabartan insanlara özenirim bazen..
Yediğim porsiyonlar zaten küçük, sık sık acıkıyorum ama oturup tıka basa yemek yemek benim becerebildiğim birşey değil..
Koca kişisi haliyle benden fazla yer ama hemcinslerine oranla pek zayıftır yemek konusunda.. Uzunca bir süre bizim evde akşam yemeği yenmedi bir dönem, mesela..
Az yiyerek sağlıklı mı besleniyorum(z)? Hayır! Aksine abur cubur, tatlı, çikolata katsayım çok yüksek..
Kocanın da kuruyemiş, cips alanında uzmanlığı var..
Arda' dan sonra yemek düzenimiz ve alışkanlığımız değişti tabii bir nebze, en azından masa kuruluyor, akşam yemeklerinde birlikte oturuyoruz. Acıkmasak da, az yesek de göstermelik yapıyoruz işte birşeyler.
Tabii bazen bizim de canımız hadi şunu pişirelim diyor ama, az işte az..
Yemek yemek Arda için de gündemim olmadı hiç. Çünkü kendisi bizim aksimize oburgillerden (di).. Ağzına verilene hiç hayır demeyen, her gördüğünün tadına bakmak isteyen bir çocuk olarak büyüdü. Benden fazlasını yediği dönemler oldu. Hatta bir dönem onun bu damak tadına düşkünlüğü beni korkuttu. Yaşına uygun olmasa da, her gördüğünü mutlaka denemek istemesi , bizim eve giren yiyeceklere kısıtlamalar gelmesine neden oldu. Yaşından sonra ise normal olarak porsiyonları küçüldü, iştahı azaldı. Yine de yemek yemek konuştuğumuz bir konu değildi. Acıktığında yiyordu..
Şimdi ise bu bilmediğimiz bir konuda çok fena tökezliyoruz.
Okulda sorun yok, önüne ne gelirse yiyor.
Ama eve gelince işler değişiyor.
En sevdiği yemek pilavmış mesela ve her akşam yemeğinde pilav olacakmış. Pilav yoksa yemeyeceğim'ler başlıyor. Tamam yeme demek çözüm değil, sabrımızı deniyor, ama anne ben bu yemeği sevmem, neden pilav yok, neden pişirmedin vs vs vs..
Buna paralel bir 'tatlı bir şey istiyorum' talebi var ki, şu ana kadar acaba şekeri mi düşüyor neden devamlı tatlı bir şey istiyor sorularımı doktor kontrolü ile def ettiğimden, biliyorum ki tatlı bir şey istiyorumun açıklaması: Acıktım ama sunduğun yemekleri yemeyeceğim, benim istediğim yemek olmalı!!
Diyorum ya yemek konusunda çok antremansızım. Peşinden koşmak yada alternatif sunmak, yada ne bileyim konuyu dağıtıp çaktırmadan yemesini sağlamak filan zor geliyor, yapamıyorum.
Yeme diyorum genelde..
Ya bir iki kaşık alıp iniyor masadan, yada inada bindirip neden o yemek yok bu yemek yok polemiğine giriyor benimle..
Nitekim bu akşam da, üstelik sevdiği bir yemek olduğu halde, pilav krizi çıktı. Kriz dediysem bir kaç pazarlık ve nedenli sorular. Bunun sebebi aslında buzdolabında 'gördüğünü sandığı' zararlı neşriyat, ki yanlış gördü üstelik..
Yemek yemiyorsan, bu akşam başka yiyecek bir şey yok dedik ama kendisi şu yaşa kadar bu cümleden bir haber olduğundan, pek idrak edemedi sanırım. Sofra kalktı ve beklediğim üzere onuncu dakikada anne bana tatlı bir şey ver dedi. Yemeğini yemediğin için başka yiyecek bir şey veremeyeceğimi söylemiştim dedim, o anda anladı durumun vehametini.. Binbir pazarlık, biraz gözyaşı.. Kabullendi ve gitti..Gece yatarken gurulduyordu resmen..
Fena hissettim kendimi ama gel gör ki sabaha aç kalktığı için, sorunsuz sayılabilecek bir kahvaltı saati geçirdik..
Yine de keşke aç yatmasaydı...


19 Eylül 2011 Pazartesi

Bu sefer oldu!

Galiba bu sefer başardım !
18 aydır ekmek yapıyorum ben bu evde..Başka deyişle 1,5 senedir..
İnsan bir kere bile  mi ununu suyunu tuzunu kendi ayarlayıp pişirdiğinde tutturamaz?
Zaten işin içine buğday unu girmediğinde baştan bir sıfır yeniksiniz bu ekmek işinde, mecbursunuz bir tutam da olsa buğday unu katmaya,,
Piyasada da yok % 100 çavdar unundan ,yulaf unundan ekmek,,
Oranlar var,,
Buğday oranı yüzde otuz, elii vs civarı olan gibi gibi,,
Zamanın darlığı ve kendi beceriksizliğim nedeni ile hazır satılan ekmek unları kurtarıcım oldu hep,,
Kesinlikle hiç buğday yemeyecek gibi bir kritik bir durumumuz da olmadığından, yulaf ve mısır unu ağırlıklı hazır unlardan makinede ekmek yaparak şimdiye kadar geldik,,
Bu sabah yine dellendim, okula bir bütün ekmek değil, az ve taze ekmek göndermek derdim,,
Sırf yulaf unu değil, buğday da var içinde ama bu sefer mayası, tuzu, suyu şimdiye kadar okuduğum onlarca ekmek tarifinden ortaya karışık,,
Tuttu işte valla tuttu :)

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Şeftali ve Kabak Aşkına

Hava sıcak, yapış yapış..
Arda sıpası uğruna kendi evimizi bırakıp, kiraya çıkarken klimamızı orada bırakmıştık. Demek çalışırken anlamıyormuş insan sıcağı, şimdi evde tonlarca su kaybediyorum oturduğum yerde ki evimiz her yönden ağaç gölgesi altında. Öyle bodoslama güneş de almıyor, bir de alsa ne olacaktı acaba.
Gözümün önünden habire serin yoğurtlu birşeyler geçiyor, ayran, cacık, yoğurtla yenebilecek her ne varsa işte..
Yarın yine göçeceğiz Maşukiye' ye , ben de gözüme dolaptaki kabakları kestirdim, bozulmasınlar onları bir yoğurda bulayayım ama bu sıcakta kimse benden kızartma yapmamı beklemesin derken ortaya sarımsaklı, dereotlu, yoğurtlu filan görüntü acayip, tadı süper birşey çıktı. Ne zaman lazım olsa fotoğraf makinesi yok yanımda zaten. Oturup yarısını yemeden bir kere olsun çekmek lazımdı.
Akşam baba oğul karşıma geçip bu sepserin ve de yararlı yemeğe çemkirmezlerse ne olayım.
Arda' nın yemiceeem diye ittirip kaktırdığı şeftalilere de bi güzellik yaptım, fırında debeleniyorlar şu anda. Lakin son kararım şudur bundan böyle yemek sabah yapılacak, öğle sıcağında hele ki fırın filan yakılıp saunaya dönen mutfakta durulmayacak. Deli miyim ben ya?



15 Mayıs 2011 Pazar

Yanık ( Yemek ) Kokusu

Her işte tecrübe önemli.
Dört gündür 5 te çıkıyorum işten. Arda’ yı alıyorum.
O mutlu  - ben mutlu. Buraya kadar her şey güzel.
Evdeki  bir takım düzen değişikliği nedeni ile koca ile akşamdan mutfağa girip ertesi gün yemeği de pişirmedik bir iki gündür.  Arda ile eve girip bir iki oynaştan sonra dalıyoruz birlikte mutfağa. Yemek hazırlama süreci de keyifli. Minik eller her şeyin içinde.
Yine o mutlu- ben mutlu.
Gelin  görün ki, tencere ocağın üstüne yerleştiği andan itibaren Arda için çekiciliğini yitiriyor. Hoop koşuyor içeri, başlıyor seslenmeye: “ Annee deliymisiiiin? Bişi söliceeeeem” , “Anneeee deliy misiiiin? Bişi dösteyiceeem”, “ Anneeeaaaa….”
Bunlar da tamam.
Kiminde gidiyorum sorusuna cevap veriyorum, göstereceğine bakıyorum ,  kiminde sen gel buraya diyorum, geliyor. Bazen gidip iki araba sürüp geri geliyorum, bazen de bir dalıyorum yerdeki kumları uyduruktan ekskavatör ile taşımayaa veee iki akşam üstüste yemek yanıyor!!
Çalışan annenin evine dönüş yolculuğunda akşamları aç kalmak da varmış
J
Ben alışık değilim öyle hem çocuğuma cevap verip hem ocaktaki yemeği karıştırmaya. Ben eve girerim oynarım oynarım  oynarım, sonra o uyur ben yemek yaparım.
Budur bildiğim.
Ezberim bozuldu.
Ev yanık kokuyor, birinde yanan etleri aradan çıkarıp nohutlu pilava döndürdük yemeği.
Birinde baktık yanık kokulu çorbadan hayır gelmiyor, ev yemeği sipariş ettik!! Ettik walla!
Üçüncü akşam gözüm yemedi ocakta tencere beklemeyi,” hemen yap - ye”  olsun deyip mücver yaptık, yanmadı!
J
Tecrübe lazım tecrübe..
Takdir ve tebrikle alkışlıyorum, sıpası ile masalar düzen anneleri, bana da öğretin n’ olur?
J
Paylaş

23 Mart 2011 Çarşamba

Karıştır - Mıncıkla

Ela kuzu boyaya kağıda düşmüş son günlerde, akşam dedikodusunu yaptık annesiyle.
Herşeyi ağzına soktukları 1 yaş civarı , meraklarının en tepede olduğu dönemde , insan elinde olmadan ürküyor, bu boyayı yer mi bu şimdi, hamuru dişler mi acaba diye..
Nitekim dişliyorlar da :)
Sonra hatırladım Arda' nın boyaya ilgisi, erken tanışmasına rağmen, yaşından bir kaç ay sonra anca başlamıştı. Oyun hamurlarını da yaş civarı vermiştim eline herhalde, parmak boyayı da az daha geç.. İlk başta tedirgin yaklaşmış, sonradan mıncıklamayı sevmişti.
Yağdan, pisten, kirden iğrenen, ona dokunmam, bunu tutmam diyen bir çocuk olsun istemedim hiç. Nitekim herşeye temkinli yaklaşan Arda, kuma, çamura, hamura, boyaya hep yavaştan yaklaştı.
İğrenmesin, huylanmasın diye de hep teşvik, bol alkış. Çünkü ailede var böyle bir damar. Eliyle yemek yemeyen, krem bile sürmeye iğrenen fertler..
Şükür ki şimdilik kendisi hamuru da, boyayı da, kumu da, çamuru da seven bir çocuk.

Son zamanlarda da mutfakta anneye eşlik ettiğinden farklı kokular ve farklı dokularla karşılaşıyor bol bol.
Hamur yoğuyoruz mesela, ayran karıştırıyor bazen, tahinle pekmezi karıştırırken çıkan şekillere, sonra da hepsinin tek renge dönmesine seviniyor, garip :) Una sokuyor elini bir avuç alıveriyor mesela, sonra ellerine bakıyor , beyaaz diye .
Mutlaka istiyor ki bir kaptan öbürüne konulacak bir şey varsa o yapsın, ama kaşıkla ama boca ederek. Ve mutlaka " tendi başına"  yapsın, yardım almadan..
En son "yok artık olmaz" diye kafamdan geçirdiğim ama hemen ardında sessizce olabileceğine karar verdiğim mıncıklama işlemi ise son bir kaç ayın en ilginç dokusuydu sanırım onun için.

Önce tedirginlik..
Sonra ben yaptım sevinci..
Yağlanan yere göğe, saça başa, una, baharata bulanan mutfağa değmez mi? :)

Paylaş

10 Mart 2011 Perşembe

Çeki düzen, zor düzen, güzel düzen

Yaklaşık 3-4 hafta oldu heralde, marketten temizik maddesi, tuvalet kağıdı, çöp torbası ve benzerleri dışında alışveriş yapmamaya çalışıyoruz.
Bu kuralı karışık ekmek unu almak ve organik soya sütünü denemek için bozdum geçenlerde. Bir de Arda için mısır unundan yapılmış makarna almak için kullanıyorum marketi.
Onun haricinde sebze, meyve, yumurta ve geçen haftaya kadar da sütü Pınar Hanım' dan sipariş verdik.
Hafta başı Arda için pişirdiğim bir bütün ekmeği olduğu gibi kreşe yollamaya başladım.
Dolapta saklayıp ısıtarak veriyorlar, böylece sabah kahvaltılarında yaptıkları yumurtalı ekmek vs gibi şeylerde Arda' nın ekmeği hazır oluyor. Bunun sonucu baktım ki ekmek atmıyoruz artık.
Evde tutup, dilim dilim gönderirken bayatlatıp atıyorduk basbayağı yada buzluğa atıyordum köftede kullanmak için bu sefer buzluk ekmekten geçilmiyordu.
Sebzeyi Pınar Hanım' dan sipariş edip marketten almamak için çaba göstermenin bir güzel yanı daha oldu, daha az yemek israf etmeye başladık. Oradan gelen sebzeleri çabucak tüketmek gerekiyor. Marketten ve pazardan aldıklarınız kadar uzun süre durmuyorlar dolapta. Az az almaya, sebzelikte kalanları farkında olmadan takip etmeye ve siparişlerimizi ona göre vermeye başladık.
Dün akşam da yine Arda için poğaça yapıp okula göndermem gerekiyordu. Açıkçası içine koymak için patates haşlamaya filan da üşendim , dolaptaki kötü olmasına ramak kalmış bütün otları topladım bir araya, maydanoz, dereotu, nane, ne varsa işte, hatta az biraz ısırgan, biraz da peynir, çok acayip bir poğaca içi oldu.
Zaten poğaçaların kendi acayip. Mısır unu, yulaf unu ve taa bir zamanlar çok azcık sipariş edebildiğim soya unundan kalanı karıştırınca rengi kahverengiye çalan , kıyır kıyır bir hamur oluyor. Hah dedim bu içi de koyunca artık yenmez yutulmaz birşey olur.
Umduğumdan çok daha güzel oldular. Pişince ben bir tane yedim. Sabah da her ihtimale karşı Arda' ya tattırdım. Baktım gerisini arıyor, olduğu gibi gönderdim hepsini okula.
Azcık uğraşınca, tembellik etmeyince oluyormuş meğer, uğraşmaktan öte alışkanlık edinmek için çaba gerekiyormuş. Çalışan ve evde temizlik haricinde yardımcısı olmayan bizim gibi bir aile için zor bir düzen aslında bu ama olağanüstü birşey de değil. Şimdiye kadar çoktan yapmamız gerekeni yapıyoruz sadece, tembellikten yapamadığımızı..
Bir de diyorum şu buğdaysız tarifleri hafiften bir köşelere yazsam mı?
Mecburiyet yaratıcılık getiriyor, ama yazmayınca benim her bir kek, börek, çörek birbirinden farklı oluyor :)

Paylaş

14 Ocak 2011 Cuma

Havuçtan sürpriz olur mu? Olur oluur, bal gibi olur..

- Batın batın süpiz detiidim sizeee
veya
- Anneee süpiz vey banaa. Yaa süpiz istooyuummm , bohuhuhu :(
Bu sürpriz konusu neymiş diye azıcık deşince anladık ki, bazı günler sınıf arkadaşlarının anne babaları çocukların çantalarına bisküvi,çubuk kraker, bonibon vs koyuyorlarmış.
Okulun talebi değil bu, öyle bir aburcubur günü yada evden bir şey getirin günü diye bir şey yok okulda. Neden koyulup gönderildiğini de bilmiyorum. Öğretmenleri de birinin çantasından böyle bir yiyecek maddesi çıkınca herkese paylaştırıyormuş. Verirken de arkadaşınız size sürpriz getirmiş diyor herhalde.
Öğretmeni ile konuşunca onun da bundan rahatsız olduğunu farkettim. Gerek yok diyor bu yiyeceklere. "Ama çantadan çıkınca, yada çocuk çantada onun olduğunu bilerek okula gelince illa ki ortaya çıkıyor ve paylaşılıyor. Keşke başka şeyler gönderilse, biber gibi salatalık gibi, yada hiç gönderilmese"  dedi.
Dün sabah biz de havuçları soyduk , ince çubuklar halinde kestik ve okula sürpriz götürdük. Daha doğrusu baba-oğul götürdüler. Arda bundan sürpriz olmaz diyerek itiraz ettiyse de havuçlar çantaya girdi.
Bu sabah Arda' yı bırakırken sormuş Çağlar havuçları yediler mi diye. Çok şaşırdılar demiş öğretmeni :) Ama sonra kıyır kıyır hepsini yediler kalmadı geriye ..
Sevindim mi? Sevindim.
Derdim ağzına hiç çikolata bisküvi koymasın değil. Zaten o kadar çok koruyamıyorum da. Bizim yanımızda da yiyor zaman zaman.
Ama birkaç günde bir az da olsa abur cubur yemesine de içim elvermiyor. Kaldı ki zaten yemekle arası iyi, ben eminim gidip bir ikincisini istiyordur, ki istiyormuş,,
Şimdi acaba bu konuyu diğer velilere bir şekilde duyurmalı mıyım diye düşünüyorum.
Çok mu çıkıntılık etmiş olurum?
Nasıl demeli, nasıl söylemeli acaba?



Paylaş

7 Ocak 2011 Cuma

35 dakikada mutfaktan ne çıkar

Dün akşam, vakit kazanmam lazımdı.
İlk hamle, ertesi akşam biz ne yeriz sorusunu akıldan silmek oldu :) Yesek de olur yemesek de, zaten akşam yemeği benim için olmasa da olur bir öğün.
Peki Arda ne yiyecek?
Dolapta olanlar belli, kırmızı etli biber ve pırasa..Her ikisi de pek çabuk pişer diye sevinirken gözüm Arda' nın okul yemek listesine takıldı. Piramit pasta.! Piramit pasta mı??
Zaten burnu bir çeşme olmuş akan çocuğa mümkün değil bisküvi yediremem. Akşam akşam ne ile yaparım ben piramit pastayı ? Saat olmuş 9, Çağlar yok hani desem ki git bi koşu şunu bunu al. O ihtimal de yok.
Bir hız biberler , bir adet havuç ve patatesi buharda pişmeye bırakıp buzluğun içine daldım.
Annem aklı ile bin yaşasın ki daha önceden fazla pişirdiğim mısır unlu kurabiyeleri buzluğa koy demişti. Onlar çıktı ortaya. Buzluktan sonra bir de erzak dolabını deştim, pirinç unu yok ama hazır çikolatalı muhallebi var. Daha önce zor zamanlar için her bir hazır supangle, muhallebi , sütlü tatlı paketlerinin arkasını okumuş içinde buğday olmayanları çıkarmıştım. Supanglede un var, muhallebi de yok haberiniz olsun :) Muhallebi paketinin yarısını az süt ile çok iyi pişirip içine de mısır unlu kurabiyeleri ufaladık mı buyrun size bir porsiyonluk minik piramit pasta.
Buharda pişen biber, patates ve havuca, zeytinyağında çevrilip öldürülen bir adet pırasayı ekler, blenderdan geçirirseniz buyrun bu da size uydurma çorba, üstelik bol sebzeli. Et suyu yada tavuk suyu ile kıvamını seyreltmek de seçenekler arasında.
Bütün bunlar dahiyane mi? Tabii ki değil . Ama saat kaç olmuş? 9.35!
Bana da , kırmızı etli biberin her türlüsünü yalana yalana yiyen oğluma da yeter :)

Paylaş

8 Kasım 2010 Pazartesi

Buğdaysız Yaşamak

Yaklaşık 10 ay önce, Arda' nın bitmek bilmez burun tıkanıklıklarına çare ararken, burnunun buğday yüzünden tıkandığını öğrendik.  Çare buğdaysız beslenmekti , iyi hoş da ne çok şeyin içinde varmış bu buğday..
Ekmek hallettiğimiz en kolay kalemdi, zaten çok da ekmek yemiyordu Arda, evde çavdar,yulaf unu ve mısır unu ile yaptık hala da yapıyoruz. İyi mısır unu , saf yulaf unu bulma çabaları ise bence başlı başına bir konu , hiç girmiyorum o detaya şimdilik..
Ama ekmekle bitecek gibi değildi. Makarna, bulgur, akla gelebilecek her türlü hamur işi, biskuvi, şehriye, erişte, kuskus, irmik bunların hepsini diyetten çıkarmak gerekti ve Arda evde iken herşey çok daha kolaydı.
Zaten sebze meyve ağırlıklı beslenen bir çocuktu, Öğünlerimizin yanında makarna pilav pek olmuyordu. Kek, börek yemese de olurdu, bisküvi çikolata da öyle ama gelin görün ki Arda yuvaya başlayınca işler değişti.
Aylık yemek listesini önümüze alıp, yiyip yiyemeyeceklerini çıkarmak, yiyemeyeceği kalemlerin yerine , ona uygun olanlarını yapıp göndermek gibi bir durum oluştu.
Hadi bunu da yemesin diyemiyoruz, çünkü yemekle arası çok iyi, gördüğünü istiyor, hal böyle olunca okulda biri yesin biri baksın olmuyor.
Nitekim zorluklar insanı yaratıcı yapıyor.
Bulgur pilavının yerine koyabileceğim bir şey olmadığından bol domatesli pilavla işe başladım. Erişte çıktığı günlerde baktık ki yerine hiç bir şey bulamıyoruz, babanenin önüne koyduk %100 çavdar unlarını, bir erişte deneyiver dedik ki şahane erişteler çıktı ortaya ve hatta mantılar.
Makarna da zor kalemlerden biriydi. Glutensiz ürünleri vermek istemedik, çünkü biz çölyak değildik ve bu ürünler çocuğa verilir mi bilemedik. Aradık taradık %100 mısır unu ve su dan olusan bir makarnaya sonunda ulaştık.
Asıl problem ikindi öğünlerinde karşımıza çıktı, ayın 15 günü meyve , yoğurt yada Arda' nın yiyebileceği ara öğün çıkıyorsa, geri kalan günlerde kurabiye, kek, börek, helva gibi yiyecekler çıkıyordu.
Şimdilik mısır unu, yulaf unu ve çavdar unu kullanarak kek ve kurabiye yapmayı başarmış durumdayım, hatta doğumgününde Arda yiyebilsin diye yaptığım mısır unlu kurabiyelerden bugün piramit pasta yapıp gönderdim, gururluyum :))
Çözemediğim börek, irmikli yiyecekler ve hemen hemen iki ayda bir çıkan pizza oldu ki allahtan alerjimiz o kadar yoğun değil, yani ara kaçamakları tolere edebiliyoruz.
Yine de zormuş buğdaysız yaşamak, yaptıklarımız mucizevi yaratıcılıklar olmasa da, mutfakta harikalar yaratan biri olamadığımdan, benim ölçülerimde kendi kendime sevinmeme yetiyor.
Şimdi başka bir nokta daha var çözümlemem gereken, evde şimdiye kadar makarna kek, çörek , börek yemeyen oğlumun hafiften çıkmaya başlayan göbeği ..
Bu sabah tabağına koyulandan fazlasını istese de vermeyin diyerek, sanırım anaokulunun tarihinde bir ilk oldum. Suratıma deli bu kadın der gibi baktılar bir kaç saniye için,,

Paylaş

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails