Ben Yaptım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ben Yaptım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2011 Pazartesi

Bu sefer oldu!

Galiba bu sefer başardım !
18 aydır ekmek yapıyorum ben bu evde..Başka deyişle 1,5 senedir..
İnsan bir kere bile  mi ununu suyunu tuzunu kendi ayarlayıp pişirdiğinde tutturamaz?
Zaten işin içine buğday unu girmediğinde baştan bir sıfır yeniksiniz bu ekmek işinde, mecbursunuz bir tutam da olsa buğday unu katmaya,,
Piyasada da yok % 100 çavdar unundan ,yulaf unundan ekmek,,
Oranlar var,,
Buğday oranı yüzde otuz, elii vs civarı olan gibi gibi,,
Zamanın darlığı ve kendi beceriksizliğim nedeni ile hazır satılan ekmek unları kurtarıcım oldu hep,,
Kesinlikle hiç buğday yemeyecek gibi bir kritik bir durumumuz da olmadığından, yulaf ve mısır unu ağırlıklı hazır unlardan makinede ekmek yaparak şimdiye kadar geldik,,
Bu sabah yine dellendim, okula bir bütün ekmek değil, az ve taze ekmek göndermek derdim,,
Sırf yulaf unu değil, buğday da var içinde ama bu sefer mayası, tuzu, suyu şimdiye kadar okuduğum onlarca ekmek tarifinden ortaya karışık,,
Tuttu işte valla tuttu :)

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Şeftali ve Kabak Aşkına

Hava sıcak, yapış yapış..
Arda sıpası uğruna kendi evimizi bırakıp, kiraya çıkarken klimamızı orada bırakmıştık. Demek çalışırken anlamıyormuş insan sıcağı, şimdi evde tonlarca su kaybediyorum oturduğum yerde ki evimiz her yönden ağaç gölgesi altında. Öyle bodoslama güneş de almıyor, bir de alsa ne olacaktı acaba.
Gözümün önünden habire serin yoğurtlu birşeyler geçiyor, ayran, cacık, yoğurtla yenebilecek her ne varsa işte..
Yarın yine göçeceğiz Maşukiye' ye , ben de gözüme dolaptaki kabakları kestirdim, bozulmasınlar onları bir yoğurda bulayayım ama bu sıcakta kimse benden kızartma yapmamı beklemesin derken ortaya sarımsaklı, dereotlu, yoğurtlu filan görüntü acayip, tadı süper birşey çıktı. Ne zaman lazım olsa fotoğraf makinesi yok yanımda zaten. Oturup yarısını yemeden bir kere olsun çekmek lazımdı.
Akşam baba oğul karşıma geçip bu sepserin ve de yararlı yemeğe çemkirmezlerse ne olayım.
Arda' nın yemiceeem diye ittirip kaktırdığı şeftalilere de bi güzellik yaptım, fırında debeleniyorlar şu anda. Lakin son kararım şudur bundan böyle yemek sabah yapılacak, öğle sıcağında hele ki fırın filan yakılıp saunaya dönen mutfakta durulmayacak. Deli miyim ben ya?



7 Nisan 2011 Perşembe

Tarçınlı Kurabiye

Şu aralar bir toz şeker krizi yaşanıyor bizim evde.
U-nu-tu- yo- ruz.
Kimsenin aklına toz şeker almak gelmiyor.
En az haftada bir kere okula kek börek çörek gönderen biri olarak, çok az da kullansam toz şeker kullanıyorum. Herşeyin içine pekmez vb şeyler koyulamıyor tatlandırmak için.
Mutfağa girip iki adet yumurtayı kırdım ki aa şeker yok!
Saat komşudan almayı, bakkaldan istemeyi de çoktan geçmiş, pudra şekerine bir dönüş yaptım mecburen. İstemiyorum aslında çünkü pudra şekerinin içinde nişasta var.
-yarım bardak pudra şekeri
-2 kaşık hatta biraz daha fazla tereyağı
ve yumurtaları karıştırıp sarı bir krema elde edince de üzerine
-kabartma tozu ve un
koydum.
Şekeri az bunun bari tadı olsun biraz diyerek bir tatlı kaşığı tarçın ekledim. Zaten kullandığım un da mısır unu ve glutensiz un karışımı olunca garip renkli bir hamur çıktı ortaya.
Bari şekli şirin olsun dedim penguen kafalarından kalıp bastım üzerlerine. Pişince penguene benzer halleri de kalmadı, halbuki ben çok eğlenmiştim kalıpları basarken..
Eee şimdi penguenler de gözükmüyor deyip yine bir tatlı kaşığı pudra şekeri ve kakaouyu karıştırıp üzerlerine serptim, ertesi sabah olduğu gibi hepsi okulaaa..
Akşamüstü okuldan bir telefon:
- Zeynep Hanım kaç zamandır anlatacağım unutuyorum, sizin gönderdiklerinizi çocuklara dağıtırken Arda' yı görmeniz lazım. Çok mutlu oluyor!
Benim eteklerim zil çalıyor tabi sevinçten bu arada, Arda' nın evden getirdiği şeyleri paylaşmaktan hoşlanması, herkese vermesi ve bundan mutlu olmasından daha güzeli yok o anda. Bir kaç detay daha alıyorum duruma ait ve hemen arkasından can alıcı soru geliyor:
- Bu son gönderdiğiniz kurabiye ile bir önceki sefer gönderdiğinizin tarifini bize de verir misiniz?
- Ee tabi diyorum hatırladığım kadarı ile yazar gönderirim.
Telefonu kapatınca hatırlıyor muyum acaba diye bir düşünüyorum , hatırlıyormuşum :)
Akşam çantadan da aynı not çıkıyor, lütfen tarifleri gönderir misiniz diye.
O zaman bana da bu uyduruk tarifleri yazmak farz oluyor.
Hem yazıyor hem soruyorum kendime: "Bir gün çocuğumun okulundaki öğretmenlerle kek börek tarifi paylaşacağıma kim inanırdı? "
:)

Paylaş

29 Mart 2011 Salı

Konfor Alanı

Ciğerlerimin temiz hava ile dolduğu, gözlerimin manzaraya doyduğu, çok güldüğüm, çok düşündüğüm bir haftasonu oldu.
Bunlar olurken başka şeyler de oldu:
Haftasonu boyunca süren eğitim esnasında konuşulanlardan biri  anne- babaların çocuklarına koydukları hayali engellerdi.
Kahve içme kararırsın,
Oraya çıkma düşersin,
Akşam ezanından önce evde ol vb.
Daha pek çok örnek sayıldı konu geçerken, pek çoğu benim ailem tarafından kullanılmamıştı. Ama kardeşim de ben de adrenalinden ve aksiyondan uzak iki yetişkin olduk.
Bedensel aktiviteler hep zorladı beni, dalmak, uçmak, atlamak filan ise denemeye yanaşmadığım, ben yapamam deyip geçtiğim şeyler oldu hep.
Bir hendeğin üzerinden atlamak gerektiğinde aklım hep o hendeğin içine düşebileceğime odaklandı.
Yaşım ilerledikçe vazgeçmelerim, denemesem de olur dediklerim çoğaldı. Gençlik cesareti kaçtı gitti :)

Eğitimde bu engellerin bizim konfor alanımızı daralttığından yada başka bir deyişle konfor alanımızın sınırlarını nasıl belirlediğinden bahsedildi. Ailem hiçbir sözlü müdahelede bulunmadan konfor alanımı daraltmıştı işte.
Bu eğitim esnasında farkına vardığım bir konu değildi. Daha önceden de annemle paylaşmış, nedenleri ve “nasıl olsaydı” lar üzerinde konuşmuştuk.
Eğitim sonrası annemle bir kez daha konuştuk bu konuyu.
Çünkü bu hafta sonu bizden sekiz metrelik bir direğe tırmanmamız, ertesi gün ise oniki metre yükseğe boşlukta sallanan kütüklere tırmanarak çıkmamız istendi.
Amaç konfor alanından panik alanına geçmek değil, sadece bu alanı genişletmek denildi.
Nitekim dalış yaptığında hissettiği duygunun “özgürlük”  olduğunu söyleyen arkadaşım uça uça çıktı o direklere.. Bana eşlik eden arkadaşım ise oğlum bunları görünce gurur duyacak benimle diyerek.. Hepimizin motivasyonları ne kadar farklı..
Benim ilk düşündüğüm  "Oraya çıkmayı çok istiyorum ama o yükseklikte karşı tarafa atlamam gerekiyor bunu yapamam, yine de çıkıp kendimi boşluğa bırakmak istiyorum" oldu .
Sonuçta kendi sınırlarımın dışına çıkarak, korkarak, yapabildiğim kadarını yaptım..Çok da keyif aldım, çok mutlu hissettim kendimi.
Sonrasında annemle konuşurken ” ben” dedi “asla asla çıkamazdım.” 
Kilit cümle buydu işte.
İnsan kendi yapamadığını çocuğuna nasıl yap derdi. Kendinin ölesiye korktuğu şeyler varsa , bunu çocuğuna yaptırmak için nasıl duracaktı yanında? Nasıl destek olacaktı?
“Aa sakın yapma” demedi hiçbir zaman evet, “dene istersen” dedi ama “gel birlikte yapalım” diyemedi demek ki. “Gel tekneden birlikte atlayalım, kaydıraktan birlikte kayalım, gel şu ağaca birlikte tırmanalım” diyemedi.
” Sen dene”  derken içi titredi, sesi titredi belki, ben de hep bir adım geri durdum. O da bilemedi belki, alkış tutmayı, hadi kızım yaparsın demeyi, aferin ne güzel atladın diye yüceltmeyi..
Kırgınlık, serzeniş değil de bunlar, şu hafta sonundan çıkardıklarım sadece, kendime ışık olsun, halime tavrıma bir yön çizsin diye.. Sadece bedensel aktivitelerde değil, her konuda, ağzımdan çıkanla, elimin gözümün, ses tonumun söylediğinin bir olması için, bana ders olması için, oto kontrol sağlaması için.
Daha çok ders çıktı bu hafta sonunda, işime dair, kendime dair, empatinin gücüne dair de onları daha sakin kafa ile toparlamak gerek. Umarım benzer sonuçları ipin diğer ucundan tutanlar da çıkarmıştır.

Paylaş

10 Mart 2011 Perşembe

Çeki düzen, zor düzen, güzel düzen

Yaklaşık 3-4 hafta oldu heralde, marketten temizik maddesi, tuvalet kağıdı, çöp torbası ve benzerleri dışında alışveriş yapmamaya çalışıyoruz.
Bu kuralı karışık ekmek unu almak ve organik soya sütünü denemek için bozdum geçenlerde. Bir de Arda için mısır unundan yapılmış makarna almak için kullanıyorum marketi.
Onun haricinde sebze, meyve, yumurta ve geçen haftaya kadar da sütü Pınar Hanım' dan sipariş verdik.
Hafta başı Arda için pişirdiğim bir bütün ekmeği olduğu gibi kreşe yollamaya başladım.
Dolapta saklayıp ısıtarak veriyorlar, böylece sabah kahvaltılarında yaptıkları yumurtalı ekmek vs gibi şeylerde Arda' nın ekmeği hazır oluyor. Bunun sonucu baktım ki ekmek atmıyoruz artık.
Evde tutup, dilim dilim gönderirken bayatlatıp atıyorduk basbayağı yada buzluğa atıyordum köftede kullanmak için bu sefer buzluk ekmekten geçilmiyordu.
Sebzeyi Pınar Hanım' dan sipariş edip marketten almamak için çaba göstermenin bir güzel yanı daha oldu, daha az yemek israf etmeye başladık. Oradan gelen sebzeleri çabucak tüketmek gerekiyor. Marketten ve pazardan aldıklarınız kadar uzun süre durmuyorlar dolapta. Az az almaya, sebzelikte kalanları farkında olmadan takip etmeye ve siparişlerimizi ona göre vermeye başladık.
Dün akşam da yine Arda için poğaça yapıp okula göndermem gerekiyordu. Açıkçası içine koymak için patates haşlamaya filan da üşendim , dolaptaki kötü olmasına ramak kalmış bütün otları topladım bir araya, maydanoz, dereotu, nane, ne varsa işte, hatta az biraz ısırgan, biraz da peynir, çok acayip bir poğaca içi oldu.
Zaten poğaçaların kendi acayip. Mısır unu, yulaf unu ve taa bir zamanlar çok azcık sipariş edebildiğim soya unundan kalanı karıştırınca rengi kahverengiye çalan , kıyır kıyır bir hamur oluyor. Hah dedim bu içi de koyunca artık yenmez yutulmaz birşey olur.
Umduğumdan çok daha güzel oldular. Pişince ben bir tane yedim. Sabah da her ihtimale karşı Arda' ya tattırdım. Baktım gerisini arıyor, olduğu gibi gönderdim hepsini okula.
Azcık uğraşınca, tembellik etmeyince oluyormuş meğer, uğraşmaktan öte alışkanlık edinmek için çaba gerekiyormuş. Çalışan ve evde temizlik haricinde yardımcısı olmayan bizim gibi bir aile için zor bir düzen aslında bu ama olağanüstü birşey de değil. Şimdiye kadar çoktan yapmamız gerekeni yapıyoruz sadece, tembellikten yapamadığımızı..
Bir de diyorum şu buğdaysız tarifleri hafiften bir köşelere yazsam mı?
Mecburiyet yaratıcılık getiriyor, ama yazmayınca benim her bir kek, börek, çörek birbirinden farklı oluyor :)

Paylaş

7 Ocak 2011 Cuma

35 dakikada mutfaktan ne çıkar

Dün akşam, vakit kazanmam lazımdı.
İlk hamle, ertesi akşam biz ne yeriz sorusunu akıldan silmek oldu :) Yesek de olur yemesek de, zaten akşam yemeği benim için olmasa da olur bir öğün.
Peki Arda ne yiyecek?
Dolapta olanlar belli, kırmızı etli biber ve pırasa..Her ikisi de pek çabuk pişer diye sevinirken gözüm Arda' nın okul yemek listesine takıldı. Piramit pasta.! Piramit pasta mı??
Zaten burnu bir çeşme olmuş akan çocuğa mümkün değil bisküvi yediremem. Akşam akşam ne ile yaparım ben piramit pastayı ? Saat olmuş 9, Çağlar yok hani desem ki git bi koşu şunu bunu al. O ihtimal de yok.
Bir hız biberler , bir adet havuç ve patatesi buharda pişmeye bırakıp buzluğun içine daldım.
Annem aklı ile bin yaşasın ki daha önceden fazla pişirdiğim mısır unlu kurabiyeleri buzluğa koy demişti. Onlar çıktı ortaya. Buzluktan sonra bir de erzak dolabını deştim, pirinç unu yok ama hazır çikolatalı muhallebi var. Daha önce zor zamanlar için her bir hazır supangle, muhallebi , sütlü tatlı paketlerinin arkasını okumuş içinde buğday olmayanları çıkarmıştım. Supanglede un var, muhallebi de yok haberiniz olsun :) Muhallebi paketinin yarısını az süt ile çok iyi pişirip içine de mısır unlu kurabiyeleri ufaladık mı buyrun size bir porsiyonluk minik piramit pasta.
Buharda pişen biber, patates ve havuca, zeytinyağında çevrilip öldürülen bir adet pırasayı ekler, blenderdan geçirirseniz buyrun bu da size uydurma çorba, üstelik bol sebzeli. Et suyu yada tavuk suyu ile kıvamını seyreltmek de seçenekler arasında.
Bütün bunlar dahiyane mi? Tabii ki değil . Ama saat kaç olmuş? 9.35!
Bana da , kırmızı etli biberin her türlüsünü yalana yalana yiyen oğluma da yeter :)

Paylaş

3 Ocak 2011 Pazartesi

Tamaaamen Çalıntıdır!

Şimdi ben, düğme bile dikemem doğruya doğru. İnce iş de gelmez elimden pek. Hani şöyle göz kararı örüvereyim bir yelek diyemem, beceremem de..
Cicili bicili süslü püslü şeylere çok düşmezken eskiden , zaman geçtikçe parıltılı şeyler, minicik ıvır zıvırlar, binbir çeşit süsler, biblolarla gözüm dönmeye başladı nedense. Belki de hep içimde bi kokoş vardı da ben mi bilmiyordum, her neyse :)   Geçen sene başında dikiş dikmeyi öğrenmek istiyorum diye kendime bile büyük gelen bir dilek dilemiştim. Evrim' le Duygu da buradaki kocaman kırmızı kutuya her bir dileğim için bir başlangıç koymuşlardı doğum günümde. İşte onların arasında kocaman bir dikiş kitabı vardı. Kitaptan ne öğrendin derseniz sadece tuhafiyeye gidince üstüme güldürmeyecek kadar bir kaç şeyin ismini ne işe yaradıklarını öğrendim. Otursam okusam daha çok şey öğrenebilirdim de, anca bu kadarına zamanım elverdi.
Ama olsun bakın işe yaramış ki şu resimde görülen acemice yapılmış ağaç ve kuş ortaya çıktı.
Benim için büyük adımdır. Hani o kadar büyük bir adım ki, heyecanla fotoğraf çekeyim derken altındaki örtüyü bile düzeltmemişim düşünün artık..
Daha başka minik ufak tefek şeyler yapmış olsam da , bunlar ilk defa gözüme güzel gözüktü, bir şeye benzedi galiba dedim.
Ayrıca her iki motif de çalıntıdır diyebilirim rahatlıkla..
Ağacın bir benzerini Füsun' un bu yazısında görmüştüm, hatta deneyeceğim demiştim, denedim anca bu kadar oldu , hatta hiç benzemedi, o resimdeki kadar kalın keçem yok zaten. Kuş ise internetteki binlerce keçe kuş motifinden benzetme işte. Yine de kuşumu yaka iğnesi yapıp takmak isteyen bir arkadaşım çıktı bile , çok mutlu oldum çok , yaşasın !

Paylaş

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails