27 Ekim 2011 Perşembe

Deprem

Düşündüm de;
İki gün boyunca evin içinde televizyon -  internet arasında git gel yaparken döktüğüm gözyaşını 99 depreminde çadır içinde yaşarken döktüm mü?
Dün Evrim' le konuşurken bir fotoğrafı hatırladık birlikte. Günlerdir arıyorum bulamadım o fotoğrafı ama tüm ayrıntıları gözümün önünde...
Ben ve Canan çadırın içinde kafa kafaya vermişiz, çadır da çirkin gri renkte, muşamba bir çadır.. Tüm dişlerimiz ortada, gülmüşüz..
Evrim haklı olarak bana garip gelmişti o fotoğrafınız dedi, siz orada gülerken muhtemel biz annemle tv karşısında ağlıyorduk dedi.
Haklıydı.. O çaresizliğin içinde gülmek..Garipti dışardan bakınca..
Ama düşününce,
depremi yaşayıp adımınızı toprağa attığınızda, hele ki bizim gibi görece iyi durumda iseniz,
eviniz yıkılmamışsa ama tek bir sağlam eşyanız da kalmamışsa,
televizyon yoksa,
elektrik yoksa,
telefon yoksa,
cep telefonları hepten çalışmıyorsa,
eşinizin dostunuzun arkadaşınızın haberlerini ya kalbiniz ağzınızda evine doğru yürüyüp , apartmanı en azından ayakta duruyor gördüğünüzde bir oh çekerek,
yada apartmanı göremediğinizde, o anda gözyaşı dökerek, alabiliyorsanız,
bildiğiniz kurtuluş yada kayıp hikayeleri o şartlarda elinizin, kolunuzun, arabanızın ulaşabileceği mesafedekilerle sınır ise,
kendinize ait öncelikli derdiniz barınacak yer, su, hatta tuvalet bulmak ise,
20 li yaşlarındaki iki yakın arkadaş, sağsalim birbine sarılabilmişse,
ve kendilerini ancak o muşamba çadırın altında güvende hissedebiliyorlarsa,
o zaman gülmekten daha doğal bir şey olmuyor..
O gülümsemeye hatta bazen kahkahaya ihtiyacınız oluyor..
Sonradan, çok sonradan, sizin için hayat eskisi gibi olmasa da normale yakın bir hale geldiğinde, acının aslında sizin gördüğünüzden kat kat fazlası olarak yaşandığını, sizinkine benzeyen benzemeyen binlerce hikayenin olduğunu o zaman anlıyorsunuz..
Siz sallanan yer kabuğunun üzerindeyken, kendinize acımıyor, canla başla ayakta durmaya, moral bulmaya çalışıyorsunuz..
Bu sefer ben TV başında daha çok yıkıldım..Tüm hikayeler, hepsi ama hepsi gözümün önündeydi çünkü..
O zaman anladım, bize bizden çok ağlayan insanların neden o kadar dağıldığını, korktuklarını..
Teknolojinin hızını yakalamakta zorlandığımız, mesafelerin yok olduğu zamanımızda, söylemek istediğim şey tvler bunları bize göstermesin demek filan değil.. Gösterdikleri için bu kadar çabuk organize olabildik, duyulup görüldüğü için bunca yardım çabucak derlendi toplandı gitti..Ve hatta evimin salonunda dizilmiş kolileri kabul eden yer bulamayacağım kadar hızlı oldu bitti herşey..
Yine de ajitasyon yapan, devamlı depremden kurtulmuş yaralı insanlarla konuşmaya çalışan, abartılı ağlak konuşmalardan başka elle tutulur haber vermeyen kanalları geçiyorum ben.
Şimdi dik durmanın, moral vermenin hatta enkaz başında yakınını bekleyen o insanların dimdik ve mağrur duruşu gibi , acımadan yanlarında olma zamanı..
Daha da önemlisi tekrarı olmaması için çalışmanın, bilinçlenmenin, unutulmasına izin vermemenin zamanı..

** Ekim ayı başında Kızılay haftası kutlayan ve okulunda kızılay çadırı kurulan cüce, kapıda, bakkalda koliler ve toplananlarla ilgili konuşmalara şahit olunca, evlerden çıkan torbaları görünce, önce 'Kızılay orada şimdi amaa'  diyerek hani siz neden debeleniyorsunuz demeye getirdi. Biz de dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık bu sefer de 'o zaman ben de Kızılaydaki doktorlara yardım edeceğim' deyip , çoraplarını ve oyun hamurlarını torba yaptı getirdi, bu çoraplar ne kıymetli idi halbuki.. :)) **

3 yorum:

larcencielblog dedi ki...

Çok geçmiş olsun Zeynep...

Çok sevdim yazını, yorum yapacak bir şeyim yok, yalnızca, çok sevdiğimi söylemek istedim...

ZEYNEP dedi ki...

Tesekkur ederim :) sevgilerimle..

Biranda dedi ki...

Canım arkadaşımmmm:)))

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails