11 Nisan 2013 Perşembe

Dördüncü Kafadar

Hareketlerim yavaşladı.
Çok hızlı kilo aldım, onun istediği kadar hızlı ve esnek değilim..
Kucağıma alamıyorum, yere oturamıyorum..Benimle oyun oynamak için masasını yada sehpayı taşıyor içeriden..Ve demiyor ki anne yere gel..
Arada kızıyor, küsüyor, hırçınlaştığı da oluyor..
Ama çoğunlukla bir sevgi böceği..Öpücüklere boğuyor, devamlı..
Olur olmaz şeylere arıza çıkardığında, hele bir de bu, gün içinde bir kaç kere olduğunda, benim de ses tonum yükseldiğinde, bana ona sarılmak iyi geliyor..  Ona da onu sevdiğimi söylemem..
Test ettim onayladım, böyle..:)
Küçücük kafasında neler kuruyor bilmiyorum.
Bir kardeş eve ne getirir, ne götürür düşünebildiğini sanmam..
Bildiği annenin bir süredir güreşemediği ve çabuk yorulduğu..
Çok fazla anlatmak, bebekten, yeni geçilecek düzenden bahsetmek Arda için doğru yol değil.
Hiç bir zaman çok önceden anlattığımızda olmadı.. İşlemedi bizde o kural..Yaşayarak, zaman içinde hazmederek yol almak hep daha iyi geldi.
O yüzden çok anlatmıyoruz. Sorarsa cevap veriyoruz ki belli aralıklarda soruyor,  geri kalanında normal yaşantımıza devam ediyoruz. Zaten benim yavaşlayan tempom ve evde bebek hakkındaki konuşmalardan o alacağını alıyor. Başkalarına anlatmasından hiç bir detayı da kaçırmamış olduğunu da anlıyoruz.
Büyük hazırlıklar yok henüz, evde değişiklik yok.
Planlarımın arasında öyle büyük değişiklikler de yok.
30. haftaya yakın bir zamanda yatağını değiştirmeyi teklif etmeyi düşünüyorum, kabul ederse ne ala, etmezse başka bir çözüm buluruz elbet.
Öyle de bir rahatlık ve zamana bırakmışlık var üzerimde.
16. haftaya kadar Arda' da hiç yaşamadığım bulantılar ve yoğun bir halsizlikle boğuştuğumdan belki de şimdi 22.haftanın başında ikinci trimesterin getirdiği enerji ve iyilik hali sayesinde pek bir rahat ve huzurluyum.
İstenen ve beklenen bir fasulye bu yoldaki, doğumuyla birlikte evdeki çoğunluğu ilelebet erkeklere bırakmış olacağım ve
Arda'nın dediği gibi ' Anne, şu bebek bir doğsun da bir dört kafadar resim çektirelim! '

1 Şubat 2013 Cuma

Dilek

Tam da şimdi Music Together minikleri "la la la" derken yazmanın tam sırası..
Hello tınılarını hep sevdim, hiç bıkmadım,,
Hele ki o Music Together dersleri vesile olmadı mı bizim Biranda ile bir araya gelmemize ve yola çıkmamıza.. İşte o zaman birinci yaşımızı kutlama yazısının arka fonunda MT olmasından daha doğal ne olabilir değil mi? :)
Bugün tam bir sene oldu, İyi Cüceler'in anahtarını teslim alalı. Şu bilgisayarın başına hiç birşey bilmez halde dikilip, bir cesaret kollarımızı sıvayalı..
O günden beri her sabah kapıyı açtık..
Şu bir senede çok ama çok şey öğrendik..
Yolumuzu çizdik, sınırlarımızı koyduk.
Ne olduğumuzu, neye hizmet ettiğimizi, nerde durmak istediğimizi ve asıl önemlisi ne olmak istemediğimizi artık çok daha iyi biliyoruz.
Bir senenin sonunda kendimize dönüp bakınca sanırım, ben keskin köşelerim ve yanımdan ayıramadığım mantığımla , Biranda da bitmek tükenmez iyimserliği ve enerjisi ile aslında "mümkün değil olmaz" denebilecek bir beraberlik sağlamış olmanın huzurunu yaşıyoruz.
Bir yılın sonunda kalbim en derinden bu hayalin sonuza kadar sürmesini diliyor..
Her türlü sıkıntıya, zorluğa, bilinmezliğe rağmen, çocuk sesinin, kitapların ve müziğin iyileştirici etkisinden asla mahrum kalmak istemiyor.
2012 bize hayallerimizi getirmişti..
2013' ten de aynı performansı bekliyoruz :)
Hayata geçen düşlerimiz yaşasın, yaşlansın..
İyi Cüceler, ismindeki tınıyı, yüzlere yaydığı gülümsemeyi, kapıdan içeri her girenin hissettiği sıcaklığını hiç kaybetmesin..
Nice yaşlarımız olsun! :)

13 Aralık 2012 Perşembe

Günün yetmemesinden tek yakınan ben değilim, ne çabuk akşam oluyor, ne çabuk kendimizi uykuya teslim ediyoruz belli değil..
Ama sanırım aynı anda da yaşlanıyorum ! :)
Sabahları saat 5.30 ben hop ayakta!. Bu ne yahu?
Sabahları 5.30' da kalkınca gün yetiyor mu? I-ıh!
Daha gün aymamış,kimse ayılmamış, daha sabah soğuğu var, karanlık..Güne yetişmek için birşey yapasım gelmiyor o saatte içimden.. Tek isteğim okumak oluyor, al kitabını eline ve güneşi bekle, miss..
Uzun zamandır okuyamadığım kadar çok kitap devirdim sabah saatlerinde :)
Arada kalkıp kendimi ev işine de vurduğum oluyor ama yine de kahve-kitap yada kahvesiz, sıcak yatakta kitabın keyfi başka oluyor..
Bu sıralar eve dönüş de gecikiyor..
Arda'yı babası topluyor okuldan..Dükkan koliden, paketten geçilmiyor..
Sağır sultana duyuracak kadar yazdık orada burada fuara gidiyoruz diye..Pek heyecanlı, pek koşturmacalı ama gel gör ki bir o kadar da stresli ve yorucu..
Aklım fikrim standın önüne dizdiğimiz kolilerde :)
Ya bir şey olursa? Ya birşey devrilirse üstüne? Ya biri alır giderse? Se'ler sa'lar uçuşuyor kafamda..
Daha önce de fuar organizasyonu yaptım ama hiç bu kadar incik cıncık ürünle yapmamıştım..
Paranoyak mıyım neyim?
Kapıdaki güvenlikçilerle ahbap oldum stand kurulurken :)
Biraz önce son posta da çıktı yola..
Bayağı bayağı minik İyi Cüceler kurduk oraya! :)
Kitaptan oyuncaktan başladık, cücettolarımız, boyalarımız, kağıtlarımız, aylık programlarımız burada ne varsa herşeyden bir parça götürdük. Çocuklar yere otursun diye halı bile attık standın ortasına. Latife okurken etrafında toplaşıversinler diye düzenek, aynı dükkanda yaptığımız gibi..
Heyecanlı ve yorgunum nitekim :)
Şu üç günde çocuğumu ne kadar görebileceğim, kendisi okul, baba ve kocaman hala döngüsünde ne kadar rahat edecek bilemiyorum ama her güzel işin de bir zor yanı var, değil mi?
Yarın okulda, babası yine bir tiyatro ayarladı Cumartesi günü için, birlikte gidecekler, Pazar günü de halası ile başka bir yerdeki bir şenliğe gidecek, derken haftasonu bitecek..Fuara da gelir elbet bir ara :)
En çok hayal oyunu oynamayı seviyormuş kendisi, o yüzden oyuncakları ile çok oynamak istemiyormuş..
Bu sıralar inci inci üstüne çıkıyor ağzından, bir kısmı da inci değil, kocaman yorgan iğnesi kıvamında..
Evvelsi akşam yalnızdık, mutfaktaki işimi bitirene kadar oyalanması için, yada yanımda oynaması için bir nevi yalvardım, olmadı..
İşim bitince odasına gittik, hem oynuyoruz hem konuşuyoruz, daha doğrusu ben konuşuyorum, yok efendim işimi çabuk yapabilmem için izin verirsen oynamaya daha çok vaktimiz kalır vs vs.. Bağırmadım, kızmadım ama artık ne hissetti ise, durdu
 "Anne, ne zaman bitecek bu bana kızman şu anda?" dedi!!
Kızmıyorum dedim, hala açıklıyordum ki saf saf, kendimi tuttum sustum bir yerde..
Aynı akşam kitaplarımızı alıp yatağa gittik ama onun aklı hala akşamki konuda.
"Ama anne dedi, ben bazen ne oynayacağım bilemiyorum, senin bana söylemeni istiyorum".
Ben yine başladım, söylerim ama sen kendin de bulabilirsin, canın ne istiyorsa yapabilir beni de çağırabilirsin vs vs. Bu sefer de;
"Tamam anne tamam hepsini anladım söylediklerinin, hadi kitap okuyalım" dedi tıktı lafı ağzıma!
Çok konuşma dedi bir nevi. Söyledim işte ne istediğimi, yapıver dedi belki de..Bilmiyorum..
Tek bildiğim, bu işe soyunma sebeplerimden biri olan, işimden, kariyerimden vazgeçme nedenim olan sakin düzen moduna, Arda' yı karşılayabileceğim, onunla aynı anda evde olduğumuz saatleri mutfakta harcamayacağım moda en kısa zamanda dönecek olmam.
Şükür ki bunu yapmak eskisinden daha kolay..
Ve şimdi tekrar başa dönüyorum: )
14-15-16 Aralık tarihlerinde Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'n da düzenlenen IBS Anne Bebek Çocuk Fuar'nda 2. Salon Stand 17-18'deyiz, bekleriz :)

6 Aralık 2012 Perşembe

Empati

Azıcık geç geldim.
Uyumuş sıpa.
İyi ki de uyumuş, bu sıralar sabahları kendisini kazıyoruz yataktan. Geçen sabah 4 yaşında uyandıramazsak, 14 yaşında ne yapacağız diye iç geçirtecek kadar kalkmamakta direndi hatta.
Ve iyi ki de uyumuş, sanki 4'ü devirdiğinden beri daha bir kolay herşey. 4 yaşına ramak kala geçirdiğimiz azap dolu günler sanki bir sakinledi artık.
Daha makul, daha bir kocaman çocuk gibi..
Ya da bilmiyorum, fırtına öncesi sessizlik belki bu geçirdiğimiz dönem..
Ne olursa olsun soluklandık bir,  iyi geldi..
Yorgun hissediyorum son günlerde.. Bıkkın hatta.. Bazen enerjim tavan yapıyor hemen ertesi gün ise sönük bir balon gibi bırakıldığım yere yapışıp kalabiliyorum. Çok fazla okumak, çok fazla birşeyler seyretmek istiyorum, genellikle de yarım kalıyor hepsi..Sonunu getiremiyorum,, Yada çoğunlukla hiç başlayamıyorum,,
Her zamanki gibi listelerim var, yapılacaklar, yapmak istediklerim vs vs :) Bitmez bu listeler, ne biter ne yetişir :) Biliyorum artık :)
Tabii ki her şey bu kadar sıkıcı ve boğuk değil, arada hatırladıkça gülümsediklerim de var, mesela:
Tam da küçük adamla gündemimizde diğer insanlara karşı nasıl nazik oluruz, nasıl saygı gösteririz konuları varken ve haftasonu dükkan şu aşağıdaki fotoğrafı yaşarken, kendisi kulağımın dibinde müzik!! yapıyordu..


Annecim dedim, istersen etkinlik bitince müzik yapalım. Şimdi kitap okumaya ne dersin? 
Aldığım cevabı ve yüz ifadesini hiç unutmayacağım: 
' Ama anne ben senin şu anda çok yorgun olduğunu biliyorum. O yüzden kendim müzik yapıyorum. Sen nasıl kitap okuyacaksın ki bana?'
Ve okudum, tabii ki okudum.. Hem de en uzunundan Yemeğini Arayan Tırtıl'ı okudum. 
Ve günlerdir bu empati-sempati örneğine seviniyorum, garip mi? :)

22 Kasım 2012 Perşembe

Bol kitaplı bir günaydın yazısı :)

Bir gece önce fiki fiki bilgisayarın başında tee kaça kadar oturduğumdan olsa gerek, dün akşam oğlanla birlikte küt diye sızmışım ve tabii saat 6.00 olmadan dikildim ayağa.. Ama ne dikilmek. Oğlanın yataktan uçuşunu son anda engellemek üzere, yatağın öbür tarafına kendimi fırlatmak sureti ile ayıldım!
Kendi yatağına götürmeyip, kitapla sızdığımız gecelerde olası yataktan düşme ihtimalini bu sefer de uyku içinde önledim, nasıl oluyorsa artık..
Çok düştü bu sıpa yataktan.
Ama bizim yataktan düşmesinden korkuyorum. Hem yüksek, hem komidinler var iki yanda..Eskiden yastık vs koyardık yanına yöresine, şimdi yastığa tekmeyi vurduğu gibi uçuyor yastık. Kendi yatağı zaten yerden bitme, düşse de birşey olacağı yok.
Aslında asıl konu Arda'nın yataktan düşmesi filan değil.O kafamı toplamak için girizgah oldu :)
Bu aralar eve iş taşıyoruz Biranda ile. Zaten kafamızın içinde hep taşıyorduk da, şimdi elimizde, çantamızda, bilgisayarımızda da taşıyoruz. Hadi hop açtım dükkanın kapısını, birileri gelsinle olmuyor. Yapsan olur aslında da insanın içi durmuyor.
Geçen haftalardan birinde, günü gerçekten çok çok kötü geçen bir arkadaşım ağlamaklı bir halde geldi cücelere, kimse de yoktu şansına. Azıcık konuşup onu rahatlatmaya çalışırken içeri giren çocuklarla birlikte sohbet de yarım kaldı ama yarım saat sonra uzaktan baktığımda artık gülüyordu. Çocuk gürültüsü bazen insanı ezse de genelde olumlu bir hava, iyi bir elektrik yaratıyor ortamda.
Dün kitap fuarında da aynı hissi yaşadım. Bir sene önce, daha İyi Cüceler' in esamesi okunmazken, biz kendi kitapçımız için didinirken, fuara gitmiştik. İki adet aklını oynatmış kitapçı açmaya çalışan kadın olarak birileri ile tanışıyor, kendimizi anlatıyor, fikir almaya çalışıyorduk. Etrafta dolaşan çocuk grupları, onların aralarında sürükleniyor olmamız, uğultu ve binlerce kitap ile gözümüzün dönüp, bir o kadar da ne yapacağız korkusunu içimizde hissetmemiz çok da uzak değil işte.
Ama bu sene o uğultu beni yerden yere vurmadı! Sanırım öğretmenler de böyle böyle sese bağışıklık kazanıyorlar zamanla (Kulakların nasır bağlaması da diyebiliriz )  :))
Etrafta gezen çocuk gruplarına iki şey düşünerek baktım: Umarım bir gün neye baktıklarını bilerek, ne aradıklarını bilerek gezerler, çünkü şu anda bedava ne var burada diye yanaşıyorlar standlara :)) veee  bunların başında kimse yok muuu!!!???
Aralarında sürüklenmek koymadı ve konuşmalarından hayrete düşmediğimi farkettim.
Ve tabii bi zahmet olması gereken bir şey, kitapların arasında kaybolmadım, kaybolmadık..
İyi hislerle çıktık fuardan.
Organizasyondan filan hiç bahsetmiyorum, merak edenleri Yıldıray' ın yazısına alalım burdan..
Ama ne var ki o kadar dolaşıp kendimize bir kitap almadan çıktık..Evdeki sıpaların payına düştü tabii birşeyler ama bize düşmedi :) Hatta o kadar ki, kendime kitap almak için kitapçı raflarında dolaşmayı özlediğimi farkedip, dün akşam daldım bir yere. Ama aradıklarım yoktu ve sipariş verdim, gelince arayacaklar!! :)))
Sonuçta benim için bu hislerle ayrıldığım ilk fuardı ve tadı damağımda kaldı.
Bir sürü kitap var aklımda şu anda..
Buraya kitap yazmaya, önermeye de çekiniyorum artık, sanki bunları da benden alın dermiş gibi :( Ama öyle değil aslında durum..
Kitap satan bir anne olmanın ötesinde Arda' nın sevdikleri, benim okurken sevdiklerim ama onun pek takmadıkları, ikimizi de bayanlar, babayı uyutanlar gibi pek çok kategori var bizim evde..Anne olarak paylaşasım var. Bir sonraki posta artık, şimdi gidip sıpayı uyandırma vakti.
Herkeslere günaydın! :)

8 Kasım 2012 Perşembe

Ağlak anne pasta süsü arayışında..

Çocuk demiş ki, pastamın üstünde krallı bişi olsun.
Anne de dümdüz normal bir çikolatalı pasta üstüne kral tacı ve kılıç yapar mısınız demiş pastacıya, pastacı da tamam demiş.
Sonra pastayı bir almış ki anne üzerindeki taç da kılıç da kırık..
Çocuğun gözleri sulanmış, kaldı ki kendisi biraz safmış. Çünkü daha o sabah öğretmenine "Ben bugün doğumgünü çocuğuyum ama annem pastayı çantama koymadı. Unuttu galiba"  demiş!! :)
Kapıda da önce pastayı görünce sevinip, sonra üzerindekilerin kırık olduğunu görünce üzülmüş çocuk..
Sonra da hemen çark etmiş: "Ben zaten kralla kraliçe istemiştim pastamın üstüne..hıh"
Ağlamamış ama çok içerlemiş.
Anne gözünden anlamış durumu..
Zaten keşke ağlasaymış daha kolay olacakmış..
Tamam demiş anne , yetişmemiş kralla-kraliçe, ama ben yetiştirip getireceğim parti zamanı, sen merak etme!..
Demiş ve çıkmış..
İşte o andan sonra anne olan bendenizin maratonu başladı efendim. Önce pastacı ile telefonda dalaştım. Ardından ağladım ağlayacağım , pastaneleri geziyorum ki pasta üzerine süs bulayım.. Vaktim dar, hava yağmurlu, trafik fena.. Aradığım şey de kralla kraliçe!!
Bir anda aklıma pastanın üzerine pasta süsü yerine oyuncak kral ile kraliçe koysam fikri geldi ve oyuncakçıya çark ettim. Yol üstünde de başka bir pastacı görüp, bir anda oyuncak fikrinden tekrar çark edip içeri daldım.
Durumu anlattım, çok acil, ağlıyor çocuk ( halbuki ağlayan benim o anda! ), çok üzüldü bana bir minik süs ne olur derken, yok dediler sadece süs yapamayız. Sonra benim halime acımış olacaklar ki tamam dediler ama  sizin istediğiniz saate yetişmez. Tamam olsun dedim, yetiştirebildiğiniz zamana yapın.
Ordan çıkıp yine de girdim oyuncakçıya, o muydu bu muydu derken, iki adet playmobil adamcığı, biri şovalye, biri kraliçe,  ilişti gözüme. Kaptığım gibi doğru okula geri.. Mutfağa girip koydum pastanın üstüne, sanırım o an deli olduğumu düşündüler :)

Sonuçta Arda pastaya bakıp adamları görünce keyiflendi..
Ve annenin pastayla ilgili vicdan azabı hali de o anda bitti..
Anne olmak böyle birşey sanırım. Sürekli muhakeme yapmak, olur olmadık şeye içinin cız etmesi mesela..Kendine kızmak, başka bir zaman olsa asla istemeyeceğin ricacı olmayacağın şeyler için , tanımadığın insanlarla ilişkiye girmek, birşeyler istemek..
Belki hatırlamayacak Arda 4 yaş doğumgününü ama ben hiç unutmayacağım :)
Daha sonra o pasta süsleri için yalvar yakar olduğum pastane de aradı geriye beni. Çok şeker bir kral ve kraliçe yapmışlar yanyana. Diyorum ya çok acıdılar bana :)
Gösterdim Arda' ya, haftasonu anneanne ile Defne gelince minik bir pastaya yine mum dikeriz bunları da üstüne koyarız dedim ama o playmobil adamları ile daha mutluydu sanırım. Tamam dedi çekti gitti :)

4 Kasım 2012 Pazar

Çıkartmalı Canavarlar Kitabım


Bizim evde çok sevildi bu kitap.
Evde kendi canavarını yapmak isteyenlere şiddetle öneriyoruz :)



LinkWithin

Related Posts with Thumbnails