28 Şubat 2010 Pazar

Çook yakışmış güzel oğlum benim :)

Düğüm

İki gündür bir düğüm boğazımda, geçer diye bekledim geçmedi..
Güzel vedalar bunlar aslında, mutluluğa, huzura, güzel günlere yolculuklar..
Ama yine de veda işte değil mi? Adı üstünde veda..

24 Şubat 2010 Çarşamba

Bir oyuncağı ve bir arkadaşı anacaktım aslında sadece


Bu ne olduğu üzerinde çok da kafa yormadığım küçük yaratık benim taaa ilkokul yıllarımdan kalma..
Oturduğumuz sokakta bir arkadaşım vardı. Çok net hatırlamıyorum ben ilkokul 5 teydim de o 4 te miydi , yada tam tersi. Ama 1 yaş vardı aramızda bir şekilde onu hatırlıyorum ona dair. 
Önce başka bir mahalleye taşındılar, sonra başa bir şehire. Annelerimiz tanışır, sohbet ederlerdi bir araya geldiklerinde. Taşındıktan sonra o görüşmeler de bitti. İşte tam o taşınma arifesinde kapıya geldi bir gün elinde bu garip şirin hayvancıkla yanında da kendi hazırladığı bir kart :) Giderken bana bıraktı hatıra olsun diye. Çocuk aklı ile onun en değerlisiydi bu, bir de hikayesi vardı hayal meyal hatırladığı:
' Kendisi daha da küçük bir yaştayken evlerine gelen misafir çocuğun oyuncağıymış bu. Öyle sevmiş, öyle çok ağlamış ki benim olsun diye, ona hediye edip gitmişler oyuncağı '
Bana verdiği günden beri benim de en değerlilerimden biri o, uzun okul yılları , üniversite, bekar evim derken onca taşınmaya, onca gezdirmeye kaybetmediğim, evimin hep bir yerinde durup arada bana gülümseyen minik oyuncağım. 
Acaba hatırlar mı görse? :) Yada verdiğine pişman olmuş mudur sonraları diye düşünürüm ara sıra :) İzini çoktan kaybettim kendisinin, ama bıraktığı hatıra durur yıllar yılı bir köşemde..
Küçük bir şehirde büyüdüm ben, Çağlar da öyle. Şimdi oturup eskiyi andığımızda ne şanslı olduğumuzu anlıyoruz. Sıkı dostluklarımız, ailelerini tanıdığımız arkadaşlarımız vardı. Anadolu lisesine başladığım sene annem sinemaya gitmeme izin vermişti. Mümkün mü şimdi bir çocuğun o yaşta arkadaşları ile sinemaya gitmesi?
Tek sinema var, film belli, gidenler belli hatta tee dede ninelerine kadar tanıdık belki :) Gidilecek yol yürüme mesafesi.. Birazcık endişeye göğüs gerip verilen bu küçük özgürlükler o yaşta bir çocuğa ne büyük gurur.. Güveniliyor kendisine, izin veriliyor. 
Hala bile sorsalar nereye geri dönmek istersin diye, o şehirde geçen lise yıllarıma derim. 
Bu koca şehire geldikten sonra bile hep lise arkadaşlarım oldu yanımda. Hala da varlar bazıları. Nedense burada yaşananlar hep yavan geldi bana. Burada tanıdığım ve çok sevdiklerim de oldu ama dönüp bakınca onlar da küçük yerlerden gelmiş, o sıcaklığı tatmış olanlardı. Elbet burada da vardır dostluklar, sıkı bağlar ama ben yakalayamadım onları, şahit de olamadım demek ki çok.
Olacak mı oğlumun da acaba böyle dostlukları? Hangi yaşında izin verebileceğiz sinemaya gitmesine? 
Benim hangi caddede yürüdüğümün hangi parkta oturduğumun haberi giderdi anneme. Haber amaçlı değil, selamlaştığım insanlardan bir sohbet esnasında giderdi bu haberler. Hayali bile zor belki bugün..
Çağlar' la tanıştıktan sonra onun vasıtası ile edindiğim dostları saymazsam , hala eskideyim ben..
Oğlum da güven dolu bir ortamda büyüsün, sıcacık uzun soluklu arkadaşlıkları olsun, en azından ekmek almaya İstanbul' lu yaşıtlarından önce gidebilsin, adımlarını sağlam bassın yere istiyorum. İlkokul senelerinden bile hatıraları olsun, sakladığım bu oyuncağın hatırasının değerini anlayabilsin istiyorum. İstemekle oluyor mu? En azından umut ediyorum. 




23 Şubat 2010 Salı

Mutfak Faresi

Mecburi izindeyim..
Teyzemizin konsolosluk ziyaretleri benim mecburi izinlerim oluyor. Öyle dolu öyle sıkıcı bir hafta ki izin almak çook zoruma gitse de yapacak bir şeyim yoktu. 
Oğluşumla sakin sakin geçiyor gün, iyi geliyor bana arada böyle evde olmak.. Arda' nın ev hallerini görmek, huzursuzluğuma bir gün olsa bile ara vermek iyi geliyor. 
Nitekim onunla evde yalnız olmayı da deneyimliyorum bu tek günlerde. 
Bu sabah yemek yaptık birlikte. Gördük ki Arda önüne koyulan 3 gram suda brokoli yüzdürerek, makarnaları bardağa doldurup boşaltarak, arada ağzına kuru dut atıp keyiflenerek 1 saate yakın oyalanabiliyor oturduğu yerde. 
E tabii annenin masalsı yemek tarifi anlatımlarını da es geçmemek gerek :))




17 Şubat 2010 Çarşamba

Bütün Haydutlar Toplandık Toplandık Toplandık :)



Soğuk havada,

Akşam olmasına da aldırmadan,

Meydan' ın keyfini biz çıkardık :)

En canavarının arabasında sakin sakin oturmasını, diğer ikisinin de ortalıkta koşturmasını mizaçlarına yakıştıramasak da onlar da her gün büyüyorlar değişiyorlar. Kimbilir bugünün en küçük canavarı ilerinin en efendi en oturaklı adamı olur içlerinde :)

Akşamı Demir kuzuyu dön dönlere bindirerek, Gloria Jeans' deki çocuklu aile kalabalığına 3 adet haydut ekleyerek ve sonunda Arda' nın tam anlamı ile ayakta uyuması ile kapadık. 

Geceye çocukları uyutup sohbetle devam etmek hayali vardı ama olmadı, olamadı :( Darısı bir dahaki buluşmaya..

Kontrol Notları

Cumartesi 15. ay doktor kontrolleri gününden kendime notlar:

- Haziran' a kadar giymek üzere yeni bir ayakkabı ısmarladık. Bu seferkiler daha hafif altı kaymaz olacak.     Yazı ayakkabılarımız olmadan veya daha da hafiflemiş bir model ile geçirmeyi umuyoruz.

- 11.170 gr ve 81.5 santim olmuş Arda. Ayının ortalamasında gidiyor. Yine de kendi yesin az yesin telkinleri her ay olduğu gibi geldi doktorumuzdan.

-Bu ayki uyarılar naylon torba,balon ve suya karşıydı. Naylon torba ve kova vs içindeki su ile yalnız bırakılmayacak. Balon ile sadece sokata oynanacak, eve sokulmayacak.

-Basit komutları yerine getiriyor mu, küpleri üstüste diziyor mu, koltuk altına kaçan eşyasını almaya çalışıyor mu, koltuğa tırmanabiliyor mu, kaç kelime söylüyor,, bu ayki kriter sorularından benim hatırladıklarım.

Uyuyarak girdiği muaynehaneden çığlık kıyamet çıktığını da unutmamak lazım. Haklıydı ama! uyuyan çocuğu uyandırıp soymaya başladık :(

15 Şubat 2010 Pazartesi

...

yNe görmüş olabilirsin rüyanda?
Oyuncağını mı aldılar elinden? Yoksa uzattıkça uzattın parmağını da, bu anne olan şahsiyet ama o pis, onunla oynanmaz diyerek kapıcı amcanın sopalı süpürgesini mi vermedi sana?
Mamanı mı aldılar önünden? Çok tatmak istedin de vermedik mi bir parça acaba?
Yoksa koşuyordun da birden yuvarlandın mı yere?
Defne mi zıpladı tam burununun dibinde , hadi dedi çekeledi elinden, sen de onun kıvırcık saçlarından.. Derken kapıştınız mı azcık ?
Yoksa ses sisteminin düğmesini dur aman demeye kalmadan sonuna kadar açtığın mı geldi aklına?
Ne korkuttu seni acaba?
Uzun değil ama çok içli ağladın dün gece, dudağını büze büze, gözyaşlarını damla damla dökerek yanaklarından..5 dakika bile süremedi belki ama annenin içi gitti işte.. Sonra sen huzurlu uykuna döndün, anne huzursuz gecesine..
Uyku girmedi gözüne, bir daha görür mü kabus acaba? Yine fırlar mı yatağından diyerek döndü döndü saatlerce..
Ne neşeli yatmıştın oysa yatağına, gülücüklerle uykuya dalmıştın.
Ne korkuttu seni küçük tospam, bir söyleyebilseydin keşke..

11 Şubat 2010 Perşembe

8 Şubat 2010 Pazartesi

Misafirlikte Geçen Bir Haftasonu

En tiz sesimizle çığlıklar atıyoruz bu aralar. Şımardım, çok eğleniyorum çığlıkları.. Akşamları eve dönüşlerde sevinç gösterileri esnasında duyduğumuz çığlıkları haftasonuna yaydık bu sefer.

Hiç mi yorulmaz bu bünye, hiç mi dur durak bilmez ? Yürümeyi yeni kotardın koşmaya çalışmak niye? Koşarken düşüp, hiç umursamayıp devam etmek, nefes nefese kalıp , bir annenin , bir babanın bacağı arasında mekik dokumak, hepsine ayrı sürünmek niye?

Niye olacak, evde yoksunuz diye.. Sınırlı saatlerde yanımdasınız diye.. Bir minik için ne zor aslında düşününce..


Cumartesi sabahını böyle bir yurgunlukla geçirdi Arda. Öğleden sonra gideceğimiz yere hazırlanmaya çalışırken , mutfak ile salon arasında çığlık çığlığa gitti geldi, gitti geldi, gitti geldi.. Öğle yemeğini dinlensin bari biraz diyerek erken yedirdim. Hani yemek esnasında oturacak en azından azcık :) Güzel, sorunsuz bir misafirlik yaptık, akşam da yine uykuda döndük eve.

Pazar günü temposu da benzerdi. Önce Ikea ki, Arda adımları ile Ikea biter mi? Bitmedi tabii saatlerce.  Sonra Nil bebeği görmeye.. Nil bebekten çok balonları ile ilgilendi  ama olsun :)



Anladık ki büyüyor bizim tospa, uyku saatlerinin kaçmasına aldırmadan, yanında olduğumuz sürece keyfini kaçırmadan, bize ayak uydurmaya çalışıyor. Asıl sorun biz onun hareketine, merakına nasıl ayak uyduracağız?

Her odayı tek tek gezmek istemesine, dokunmak istediği onlarca şeyden çoğunun ellenemeyecek olmasını anlatmaya, evdeki gibi her dolabi her çekmeceyi açamayacağını izah etmeye.. Bizim buna ayak uydurmamız, doğru kelimelerle derdimizi doğru anlatmayı öğrenmemiz lazım..

Biliyoruz sanıyorduk oysa ki, bunları yapacağını biliyorduk ve cümlelerimiz de hazırdı ama gel gör ki okunanları anlamak kolay da uygulamak o kadar da kolay değil işte.. Biz de büyüyoruz , biz de..

5 Şubat 2010 Cuma

Bugünlerde,,

Düşündükçe nasıl doluyorum, nasıl köpürüyorum..
Çaresizlik duygusu ne kötüymüş, ne içinden çıkılmazmış..
Çalışırken zaten işini, evini, çocuğunu en ince ayrıntısına kadar planlarken bir anne, kendine yardımcı olan herkese de maksimum iyi niyetle elinden geleni yaparken, nasıl olur da karşısındaki insanlar iyi niyetlerini kaybederler, en ufak bir esneme göstermezler, en ufak bir açık kapı bırakmazlar ve insanı öylece ortada bırakıverırler?
Cevapsız sorular bunlar, bugünlerde cevapsız sorularımla baş etmeye çalışıyorum işte..
Umarım çıkarım içinden, umarım en az hasarla çıkarız..

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails